Anlamadığım şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anlamadığım şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Archimedes'in "Lever"i Piyasalardaki Kaldıraç (Leverage) ise

Archimedes'e atfedilen meşhur sözdür, "Bana bir kaldıraç verin dünyayı yerinden oynatayım". Şimdiye kadar hafif bir istihza ile, öyle bir şeyin olamayacağı düşünülerek tekrarlanan bu söz, günümüzde korkarım gerçekleşiyor. Archimedes'in sözünde kastedilen "lever", bir uca dünya konulup, bir destek noktasına dayanarak diğer uca kuvvet uygulandığında dünyayı yerinden oynatabilecek kadar uzun ve sağlam bir çubuk olarak hayal edildi hep. Aynen çocukların her şeyi kelime anlamıyla algılaması gibi. Oysa orada kastedilen "lever", basit bir çubuk değil, finansal piyasalardaki kaldıraç (leverage) olmalı! Nitekim Archimedes'in kastettiği durum günümüzde fiilen yaşanıyor. Finansal piyasalarda yeterince "yüksek kaldıraç" (leverage) olduğunda nelerin yaşanabileceğinin küçük bir örneğini 2008'de Lehman Brothers batarken gördük. Lehman batarken kaldıracı sadece 1:35 civarındaymış. Günümüzde 1:200 hatta 1:400 kaldıraç oranıyla yapılan "finansal" işlemler var. Bazı borsalar bu kaldıraçları 1:50 gibi "makul" bir oranala sınırlamaya çalışıyor ki 1:50 oranı bile dayanak varlıkta %2'lik ters fiyat hareketinde sermayenin sıfırlanması demek. Finansal piyasalarda %2'lik fiyat hareketlerini her gün değişik ürünlerde (hatta altın veya gümüş gibi sağlamlığıyla meşhur emtialarda bile görmek son zamanlarda vak'a-i adiyeden değil mi? Neyse, Archimedes'e dönersek, kanaatimiz odur ki, büyük felsefeci, bugünleri öngörerek söylemiş o özü! Kaldıraç oranları Finansal terör Çağı'nın zevaline yaklaştığımız şu günlerde olduğu üzere yeterince büyük olursa, bunun sonuçlarının dünyayı "yerinden oynatmaya" yeteceğini, kaldıraç (leverage) yüzünden dünyanın ters yüz olabileceğini söylemiş olmalı! Tabi tek başına kaldıraç da yetmez. Bir de "Destek noktası" lazım bu yerinden oynatma için. O da tabi FED ve AMB gibi "Sağlam" merkez bankalarıdır! Aslında aynı sözün bir versiyonu da şöylke olabilirdi. Onu da ben söylemiş olayım!

"BANA BİR BANKNOT MATBAASI VERİN, DÜNYAYI YERİNDEN OYNATAYIM" (1-i) ---

--------------
Bu arada, bloga aylarca ara verdikten sonra, hatta bazı takipçilerin taleplerine rağmen ve etrafta her gün olan bloga konu olabilecek onlarca olaya rağmen tembelliği yenemezken, Arşimet'in meşhur sözünün beynimde yaktığı kıvılcım, bir anda éEvreka!é dedirtti ve uzun aradan sonra ilk yazıya vesile oldu. Hayırlı olsun.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Yasak Kelimeler: resesyon, Goldman Sachs












Kaynak: Youtube

Dün BBC'ye çıkan genç bir trader, üç yıldır resesyon beklediğini ve dünyayı hükümetlerin değil Goldman Sachs'ın yönettiğini söyleme gafletinde bulunmuş. Dünden beri tüm internet medyası bununla çalkalanıyor. Hani, Tanzimat'tan sonra Osmanlı'da "gavura gavur demek" yasaklanmış ya, bugünlerde benzer bir şeyi finansal piyasalarda yapılan öngörülerde yaşıyoruz. O zamanlar yurdum insanı "ama o gavur, neden gavur diyemeyecek mişiz ki?" diye bu yasağa hayret ederken, bugünlerde de finansal piyasalardaki bu manzarayı ve mevcut verilerin işaret ettiği gidişatın resesyondan da öte depresyon, hatta "total crash" olduğunu düşünenler, bu görüşleri istediği kadar sağlam verilerle desteklensin, bunları açıkça dile getiremiyorlar. Dile getirilerse de söyleyenin burnundan getiriliyor.

Mevzuyu biraz açalım: Londra'da yaşayan Alessio Rastani isimli (anlaşılan çok kültürlü, +1 puan!) 34 yaşında bir trader önceki gün (26 Eylül 2011) BBC'ye çıkmış ve üç buçuk dakikalık bir videoda, bir trader olarak ekonominin gidişinin kendisi için önemli olmadığı, doğru yönde işlem yapılırsa düşüş dönemlerinde de para kazanılabileceği, üç yıldır resesyon beklediği, dünyayı hükümetlerin değil, Goldman Sachs'ın yönettiği türünden ifadeler sarfetmmiş.


Traderın söylediklerinden, özellikle "üç yıldır resesyon bekliyorum" ve "dünyayı Goldman Sachs yönetiyor" ifadeleri cımbızla seçilerek internet medyasında onu itibarsızlaştırmak için hızla kullanılmaya başlanmış. Adeta dünyadaki krizin (Rubini'den sonraki) en büyük müsebbibi olmuş bir anda. Anlaşılan birilerini çok rahatsız etmiş bu kelimeler.


Videoda söylediği "çöküş geliyor" ve "dünyayı Goldman yönetiyor" cümlelerine BBC'nin sessiz kalmasından dem vuranlar mı istersiniz, Alessio rastani piyasalar hakkında konuşmaya yetkin biri mi? diye BBC'ye kızan mı,


yoksa, bunları söyleyenin asında trader olmadığı, BBC'yi kandıran biri (hoax) olduğunu söyleyenler olduğunu aktaran mı,


hatta bu kişi ile "trader mı yoksa prankster mı?" diye röportaj yapan mı istersiniz. Ya da onu sosyopat hatta psikopat olarak niteleyen mi?


Trader da sonunda pes edip başka bir İngiliz kanalına verdiği röportajda, "kendisinin aslında trader olmadığınuı, sadece dikkat çekmeye çalışan biri olduğunu" söylemek zorunda kalmış! Bu da "bak gördünüz mü, bu adam trader falan değil, sırf dikkat çekmek için yalan söylemiş" diye pazarlanıvermiş! Böylece çöküş geleceği ve dünyayı Goldman'ın yönettiği ifadeleri de yalancı, birinin söylediği itibar edilmeyecek cümleler haline gelmiş. Her ne kadar dikkat çekmeye çalışan biri olduğunu söylediği röpörtajda "yine de söylediği her söylediği cümlenin arkasında olduğunu" belirtse de, manşete bu iafedeler değil, diğeri çıkarılmış, sözünüğn arkasında olduğu ifadesi ise, haberin en son cümlesi olarak, eğer o raya kadar okumaya devam edenler olursa sadece onların görmesi için bırakılmış.


BBC de ders almıştır, bundan sonra "piyasalar düşecek" diyen birini kolay kolay konuşturmaz! Zira piyasalar hakkında yorum yapmaya yetkin olanlar, sadece "yükselecek" diyenlerdir! Düşecek diyenlerin "piyasalar hakkında konuşmaya yetkin olup olmadığı" hemen tartışma konusu yapılıverir! Hatta bundan sonra BBC, TV'ye çıkaracağı kişilerin oturduğu evin kendisine ait olup olmadığını da kontrol eder belki. Zira Rastani'yi itibarsızlaştırma çalışmaları kapsamında, 34 yaşındaki bu gencin Londra'da kızarkadaşı ile birlikte yaşadığı ve oturdukları evin de kızarkadaşına ait olduğu da belirtilme ihtiyacı hissedilerek, "kendisine ait bir evde oturmayan biri finans piyasaları hakkında yorum yapabilir mi?" demeye getirilerek eleştirilmiş. (Oysa Batı'da gayrimenkul piyasaların gidişatını doğru öngören biri için rasyonel davranış, varsa sahip olduğu konutu satmak olmalıdır. İngiltere'de konut fiyat endekslerinin gidişatına bakan biri, konut sahibi olmanın o kadar da karlı bi şey olmadığını görebilir. Ama niyet bağcı dövmek olunca o bile gerekçe olabiliyormuş.)


Aslında bu kişi, "leading trader" adıyla bir web sitesi ve YouTube sayfası da olan ve buradaki yorum ve değerlendirmelerinden piyasaları yakından takip ettiği anlaşılan biri.


Bütün itibarsızlaştırma çabalarına rağmen bu videodan sonra "Londra'dan tanınmış kişi" olarak Facebook sayfasını bir günde 6 binden fazla kişi beğenmiş, Twitter'daki takipçileri 82 bin kişiye ulaşmış.


Google'a "Alessio Rastani BBC video" diye sorunca, bu sabah itibariyle 124.000 sonuç geliyor. Eminim, önümüzdeki günlerde bu sayı daha da artacak.


Aynen, Nesim Talib'in Siyah Kuğu'da bahsettiği durum gerçekleşiyor, Alessio Rastani için bugünlerde. Bakalım daha neler göreceğiz.


Oysa eleştirenler, Rastani'nin söylediğinin piyasa kurallarına gayet uygun olduğuna dikkat etmiyor . Söyledikleri gayet basit, "trader, sadece kazancına bakar. Yükselirken alarak, düşerken de satarak para kazanabilir" demiş. Zaten özellikle son 40 yılda "rasyonal insan" safsatasıyla pompalanan ekonomik davranış şekli bu değil mi?


Hani, hakim iktisat paradigmasına göre açgözlülük (greed) iyiydi. Herkes kendi kazancını maksimize etmeye çalışırsa toplam fayda da max. olurdu! N'oldu neoklasik iktisatın temel varsayımlarına? Rastani sadece Neoklasik iktisadın gerektirdiği şekilde davranıyor. Ama demek ki piyasacıların işine gelmiyor bugünlerde! Ne güzel serbest rekabet değil mi? Yükseliş demek serbest, düşüş demek yasak! Bakalım ne zaman ve kim "kral çıplak!" diyecek!


Demokrasinin ABD'de liberalizmin beşiği sayılan New York'da bugünlerde Wall Street'e karşı barışçıl gösteri yapmanın bile yasaklanmasına şaşırmamalı. Wall Street'te gösteri yapan onlarca kişinin gözaltına alınması ile piyasalar düşecek diyen kişinin tefe konulması aynı güç odaklarının icraatı netekim.


Wall Street'te bugünlerde neler olduğunu merak edenler OccupyWallstreet sitesinden takip edebilirler. Bugün bi yerde "Wall Street herkese karşı" diyordu. Çok doğru. "Bu bir sınıf savaşıdır" diyen ünlü finansçı da haklı çıkacak, malesef.

Çin'de ilk "altın bankomatı" faaliyete geçmiş.

Kaynak: news.asiaone.com

Businessinsider'da yer alan habere göre, Çin'de ilk altın bankomatı faaliyete geçmiş.

Haber, (muhtemelen ABD'de yer alan) iPhone bankomatından daha ilginç bir bankomat türü olması kapsamında ele alınmış.

Haberin kaynağını oluşturan asiaone'daki haber daha fazla detay içeriyor.

Çin'in başkentinin populer bir caddesinde geçtiğimiz Cumartesi günü faaliyete geçen bu bankomattan, kredi kartı veya nakit karşılığı, piyasa fiyatı üzerinden 2.5 kg'a kadar altın satın alınabilecekmiş. Bu bankamotalrı yerleştiren banka güvenli noktalara başka bankomatlar daha koyacağını açıklamış ama sayısını söylememiş.

Haberde ayrıca, Çin'de ilk kez faaliyete geçen bu altın bankomatının örneklerinin daha önce İngiltere, ABD, Ortadoğu ve Avrupa'da bulunduğu belirtiliyor. Bildiğim kadarıyla Türkiye'de en az bir katılım bankasının bankamatiklerinden altın satış yapılıyor ve başka bankalar da bu konuda çalışma yapıyor.

Diğer taraftan, yukarıdaki haberi okuduğum gün bizim medyada da "çeyrek altının yarısı (0.125'lik altın) üretilecek" şeklinde haberlerin (örneğin; Zaman, finansgundem.com) çıkması da ilginç bir tesadüf oldu. Çeyrek altının bile 188 TL'ye ulaşması nedeniyle düğünlerde altın takamayanlara yardımcı olmak için, Meclis'ten gerekli onay alındıktan sonra Darphane Genel Müdürlüğü tarafından onun da yarısı üretilecekmiş. Böylece düğünlerde 80-90 TL karşılığı altın takma imkanı bulunabilecekmiş.

Bu haberlerin benim ilgili olduğum tarafı şu: Koskoca FED başkanının "altın para değil" dediği günlerde (ona göre sadece boyalı kağıtlar paraymış!), birçok merkez bankası rezervlerini FED başkanına göre para olmayan sarı metale yatırıken, para olmayan o ürünün dünya üzerindeki talebi hızla artıyor, öyle ki bankamatiklerden bile satın alınabiliyor, altına özel bankomatlar bile üretiliyor. Hatta daha küçük paralarla satın alınabilmesin diye küçük altının daha da küçükleri, diğer bir ifadeyle "yeni kupürleri" üretiliyor.

Bütün bu gelişmeler neden acaba? O yeşil boyalı kağıtların miadının yaklaşmasından olmasın?



21 Eylül 2011 Çarşamba

S&P TR'nin "yerli para" cinsinden notunu artırmış!




Dün Standart and Poors, yıllardan beri dillendirilip durulan TR'nin kredi notunun yükseltilmesi konusunda bir "hareket" yapıp, TR'nin yerli para cinsinden notunu hem de iki kademe birden artırmış. Eksik olmasın! S&P'nin bu hareketine en güzel başlığı bugün Hürriyet atmış:

"S&P, gözümüzü boyamayı seçti TL notumuzu ‘A-3’e yükseltti"



S&P'nin yaptığı gerçekten göz boyama. Felsefede safsata denen kavramın, artık cılkı çıkan rating alemindeki karşılığı olmaya aday bir hareket. "Aslında anlamlı bi şey yapmadığı halde, sanki anlamlı bi şey yapıyomuş gibi görünme" çabası. Bu tavrı tanımlamak üzere ratingleme diye bir kavram türetilebilir sanıyorum. Hani manipülasyonda "gerçek anlamda mülkiyet değişikliği yaratmayan işlem" vardır ya, bu da onun gibi, "gerçekte pek anlam ifade etmeyen not artırımı"!



Sahi, TR'nin not artırımı beklemesinin nedeni neydi? "Batı"daki büyük fonların kendi mevzuatlarındaki kısıtlama nedeniyle TR'ye girmesini engelleyen "yatırım yapılabilir ülke" statüsünün tam da sınırında yıllardır sürünen, dolayısıyla sadece spekülatif, vur-kaççı yabancıların girebildği ama sağlamcı emeklilik fonları gibi yabancı kurumsal yatırımcıların kendi mevzuatlarında yer alan"ülke ratingi yatırım yapılabilir statüde olmayan yerlere yatırım yapamaz" hükmü nedeniyle bir türlü Türkiye'ye gelemeyen büyük yabancı kurumsal yatırımcıların da TR'ye gelmesini sağlayacağı ümidi ile bu artırım istenmiyor muydu? Ama ne oldu? S&P sadece TR'nin "yerli para" notu artırdı, yabancı yatırımcılar için asıl önemli olan yabancı para notunu ise hiç değiştirmedi! Yani, beklenen o yabancılar bu "not artırımı"na rağmen Türkiye'ye yine gelemeyecek! Ama nedense dün bizim piyasalar pek bi sevindi bu not artırımı haberine! Yakında jeton düşer, ikinci perdeyi görürürüz!



Nitekim, bu not artırımın hedef kitlesi olan yabancı kurumsal yatırımcıların organizasyonu olan EMTA (Emerging Market Trading and Investment Community) web sitesinde, bizim piyalasaları dün %10 zıplatacak kadar önemli görülen bu "yerli para cinsinden not artırımı" hikayesi haber dahi olmamış! Yani, bu artırımdan etkilenmesi beklenen asıl muhataplar dikkate almamış ama alakasızlar pek sevinmiş!



Bugünkü gazetelerde ve internet medyasında bu konuya ilişkin bi sürü haber var. Onları tekrar etmenin alemi yok. Ben başka bi noktaya dikkat çekmek istiyorum. Dün not artırımı, TR saati ile 14:37:59'da bizim veri yayın kuruluşlarının ekranlarına düşmüş (mükemmel derecede etkin borsamızın açıklama öncesi dakikalardaki işlem hacmine bakılırsa, tabi ki "hareket" daha haber düşmeden başlamış!). Yabancı veri yayın kuruluşlarının ekranlarında da 11:35:59 GMT'de görülmüş. Yani bu tek cümlelik haberin İngilizce'den tercümesi tam iki dakika sürmüş. Bu ratingi veren kuruluşun merkezinin New York'ta olduğu düşünülürse, orada saat sabah 07:30 civarı oluyor.



Merak ediyorum:




* S&P NY ofisinde mesai sabah saat kaçta başlıyor? Her gün 07:00 civarı ofise gidip çalışmaya başlayıp 07:30'da açıklama yapıyorlar mı?



* Sabah piyasalar açılmadan hberi verelim demiş olabilirler. Ama haberin ilgili olduğu piyasa ABD değil ki, TR. O saat de TR'de gün ortasına, yai piyasaların açı olduğu bir zamana tekabül ediyor.



* S&P şimdiye kadar diğer ülkelerin not açıklamalarını hangi zamanlarda yapmış? Mesela diğer ülkelerin not açıklamaları günün hangi saatinde yapılmış? Diğer ülkelerin notları kendi piyasaları açıkken mi açıklanmış, yoksa kapalı iken mi?



Mesela Aynı S&P, aynı gün, TR'nin not açıklamasından sadece bir kaç saat önce (TR saati le 01:00 civarı) İtalya'nın notunu İtalya ve ABD piyasaları kapalı iken düşürmüştü. O saatte TR'nin notunun artırılacağı belli değil miydi? Neden TR'nin not açıklaması da aynı saatte (ABD, Avrupa ve TR piyasaları kapalı iken) yapılmadı da, öğleden sonra 14:30 civarı gibi, tam da gün ortasında yapıldı?



Gerçekten merak ediyorum. Benim halim yok araştırmaya ama güzel bir araştırma konusu olur, Rating firmalarının ülke notlarını açıklama saatlerindeki tavırları ve bu açıklamaların piyalar üzerindeki etkileri. Mesela dün bu "uyduruktan"not artırımı gün ortasında geldiği için bizim piyasalar, özellikle VOB 10 bin puan artıp ardından 5 bin puan düşmüş. Yani S&P'nin açıklaması ardından bir anda %10'dan fazla artıp ardından da %5'den fazla düşmüş. Özellikle kaldıraçlı piyasalarda bu oranda dalgalanmalar öldürücüdür. Etkin piyasa şövenistlerine ithaf olunur!



Bu arada haberin yayınlama saati konusunda "tamamen tesadüf" ya da "öküz altında buzağı aramayın, Batılı abilerimiz her şeyi, her zaman mükemmel yapar" diye düşünecek naiflere de geçmişten bir kaç örnek hatırlatmak faydalı olabilir. Tevellüdü müsait olanlar bilir, Türkiye'de 2001 Krizi, sırf bu ABD ile TR arasındaki saat farkı nedeniyle derinleşmişti! TR'de o günlerde piyasalar cayır cayır yanarken, ABD'deki IMF yetkilileri tatlı uykularında olduğu için onları uyandırıp icazetleri alınamadığından, teoride lender of last resort olan TCMB'nin piyasaya likidite vermesi mümkün olmamış, Demirbank ve diğerleri o ortamda "rahmetli " olmuştu.



Diğer taraftan, Roubini veya başka bazı Amerikalı otoritelerin TR hakkındaki açıklamalarının kamuya duyurulma saatlerine bakmak da çok enteresan sonuçlar verecektir. Mesela, TR piyasalarında derin dalgalanmalar yaratan bazı yabancı "otorite"lerin TR hakkındaki açıklamalarının medyaya düştüğü saatlere bakılırsa, bu kişiler ABD'de gece uyurken kalkıp TR hakkında bir açıklama patlatıp, sonra uykularına devam ettiği görülür! Onlar misyonlarını yerine getirip uyumaya devam ederken ise TR'de "etkin piyasalar" çalışmaya devam eder! Aynen dün olduğu gibi.



Bakalım ne zaman anlaşılacak bu büyük manipülasyonun boyutu?




Edit (22.09.2011): Dün S&P'nin TR ile ilgili "analist"lerinden biri, "not artırımında İMKB'nin performansı da etkili oldu" buyurmuş! Allah Allah.




1- Yumurta tavuk gibi değil mi bu? Not artacak diye borsa yükselir, sonra borsa yükseldi diye not artar. Kendi kendini doğrulayan kehanet. Bu mantıkla Cem YILMAZ'ın tabiriyle "limit gökyüzü"!



2- Aynı gün içinde sadece anlamsız bir not artışı yüzünden 2 dakikada %10 artan ve ardından %5 düşen bir borsa da "yatırım yapılabilir" statüsüne pek yakışır doğrusu!



3- Bazıları, "rating önemli değil, boşver. Kimse ciddiye almıyor nasıl olsa" diyebilir. Ama o itibarsız ratingcilerin verdikleri itibarsız notlar yıllık faizlerin %10'un altında olduğu bir ülkede borsa endeksleri gün içinde %10 artıp %5 düştüğünde, "not arttı" gerekçesiyle yapılan bu hareketin "birilerine" verdiği kazanç ve başka birilerine verdiği kayıp ise gerçek!



4- Bu arada not artrırımı sonrası TR'nin (ülke riskinin spekülasyon aracı olan) CDS fiyatlarına bakan oldu mu bilmem. Notu artan TR'nin CDS'leri yükseliyor. Not artırımı sırasında 255 civarı olan TR CDS'leri, iki gün sonra 295 civarında seyrediyor. Allah Allah, notu artan ülkenin riski azalmamış mıydı? Neden risk primi artıyor? Hem de iki günde %13'den fazla!



5- Keza USD/TRY de bu not artırımını yükselerek "kutluyor"! Notun "artırıldığı" sırada 1.78 olan USD/TRY, not artırımı açıklamasının üzerinden 48 saat bile geçmeden 1.84'ü gördü. "Ne olmuş yani, altı kuruş artmış önemli mi?" diye düşünebilecek iyimserlere hatırlatmak gerekir ki, dolar/TL'de 1.82 tüm zamanların zirvesi idi! Yoksa daha çok gelecek diye ümitlendiğimiz yabancılardan mevcut olanları bile paraları dolara çevirip kaçıyor mu yoksa? Daha da kötüsü, bu not artırımını kaçmak ve kaçarkan de ellerindeki yerlilere yıkmak için mi yaptırdılar? Etkin piyasa şövenistlerine göre "olmaz öyle şey" di mi? Tabi, tabi...

6- TR'nin yerli para cinsinden notu yükseldiğine göre, demek ki Türkiye'nin DİBS'lerini ödeyememe sorunu yok (aaa sahi mi?) Peki öyleyse, piyasada TL tahvil faizleri neden düşmüyor? Not artırımından sonra (teori gereği) tahvil faizlerinin düşmesi beklenir ama iki gündür o da yükseliyor! Hayırlısı olsun bakalım.

25 Ağustos 2011 Perşembe

JPMorganChase, BofA'yı 1 hafta içinde satın alabilirmiş

Birkaç gündür, ABD'nin en büyük bankası Bank of America (BofA)'nın acilen 200 milyar dolarcık paraya ihtiyacı olduğu, rakibi JPMorgan Chase'in BofA'yı satın alabileceği konuşuluyor.

İlave olarak bugün de Warren Buffet'in BofA'ya "iyi yönetildiği için" 5 milyar dolarlık bir yatırım yapabileceği haberi duyuldu piyasada. Anlaşılan BofA'nın yüzünü artık makyaj kurtarmıyor. Birilerinin koltuk değneği uzatabileceği haberleri ile gaz vermeye çalışıyorlar.

BofA, son yılların moda ifadesi ile TBTF, yani batırılamayacak kadar büyük bir banka kabul ediliyor. Zaten son günlerdeki destek açıklamaları hep bu nedenle. Sonuçta JPMorganChase ile birleşerek ömrünü tamamlayacaktır. Anlaşılan, o tarih yaklaşmış. Muhtemelen daha sonra (ben max. 2 yıl diyorum!) JPMorganChaseBofA da başka bir banka ile birleşecektir.

ABD'de şirket birleşmeleri bize göre daha yaygındır. Hatta bu konuda bir enstitü dahi kurmuşlar (Bkz. Institute of Mergers, Acquisitions and Alliances, IMAA). Özellikle bankalarda çok yaygın bu birleşmeler. ABD'de 1930'lardan beri yapılan banka birleşmeleri listesi incelendiğinde ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir. ABD'de 1929 Buhranından itibaren bugüne kadar 159 kez banka birleşmesi yaşanmış. JPMorganChase'in birleşmeleri de tam 35 tane! Mesela, 2000 yılında Chase Manhattan JPMorgan ile birleşerek bugünkü unvanı oluşturmuş. En son 2008 yılında BearStearns ve Washington Mutual da JPMorganChase bünyesine katılmış ancak bunlar unvana eklenecek kadar önemli bulunmamış. Yoksa şimdiki unvanı en azından JPMorganChaseBearStearsnWashingtonMutual gibi bi şey olurdu! FirstOne, Chemical Bank, First Chicago, NBD, Manufacturers Hanover Trust, New York Trust gibi bankaları saymıyorum bile. Hiç değinmediğim diğerleriyle birlikte hepsi şu an JPMorganChase bünyesinde. Buna şimdi bir de BofA katılacakmış.

BofA'nın geçmişteki birleşmeleri ise JPMorganChase'den da fazla, tam 43 tane! Hatırlanacağı üzere en son 2008 Lehman Krizi döneminde MerrillLynch, ondan bir sene önce de USTrust katılmıştı BofA bünyesine. Ondan önce de LaSalle, FleetBoston, SummitBancorp, StandardFederal, BankAmerica, NationsBank gibi 40'tan fazla birleşme sonuçta bugün BofA dediğimiz bankayı yaratmış. Şimdi bu ikisi de birleştiğinde, geçmişteki 78 müteveffa bankanın toplamı olacak.

Soru şu: bu birleşme ABD ve dünya ekonomisi için iyi mi olacak? ABD'de bankaların TBTF olmalarının yarattığı sıkıntılar giderek daha fazla tartışılırken, eski politikaya devam edip daha da büyük bi tanesini yaratmak mantıklı mı? (Rekabet Kurulu izninden endişe etmeye gerek yok, zira bugünkü yapı bile rekabete yeterince aykırı aslında!) Böylece BofA'nın bugün batması engellenmiş olacak ama sorun çözülmüş olacak mı? Bu şekilde BofA kurtulmuş mu olacak, yoksa sorun halının altına atılan pislikler nedeniyle yarın daha büyük bir şekilde mi ortaya çıkacak? Zira halının da pislikleri gizleme kapasitesi sınırlı. Sonunda halının altı pislikleri örtemeye yetmeyebilir!

İki kötüyü birleştirmek, kolay çözümmüş gibi Lehman'dan beri bu ABD'de bir trend haline geldi. "Gidici" hale gelen banka hemen başka bir banka ile birleştiriliyor. hemen her hafta batan küçük bankalarda da bu yapılıyor. Mesela ABD'de sadece geçen hafta (19 Ağustos 2011) üç yerel banka daha battı ama artık bu konu haber dahi olmuyor! Onlar da daha büyük bir bankaya devredilerek tasfiye ediliyor. Ama onların batıkları sadece milyon dolar seviyesinde ve devralan daha büyük banka için bu rakamlar ciddi risk değil. Ama JPMorganChase ve BofA gibi büyüklüklerden bahsederken, aynı modeli düşünmek biraz zor. Zira BofA dev ve JPM'nin kendi durumu da o devi kaldırabilecek durumda değil. İleride görürüz. Zaten anlaşılan ABD hükümeti bu yeni bankaya acilen 100 milyar dolar kredi verecekmiş. Anlaşılan, "bi şekilde" para vermek istiyorlar ama batacağı kesin olan bi yere durup dururken para kaptırmış olmamak için, önce birleşin, sonra para verelim demeye getiriyorlar! Sadece Lehman'a yapılmadı o kıyak. O da snobluğunun cezasını çekti sanırım.

Ancak, hali hazırda ABD bankalarının hemen hemen hiç birisi "sağlam" olmadığına göre, çözüm niyetine bu yaklaşım devam ederse, yavaş yavaş tüm ABD bankalarının tek banka çatısı altında toplanması gerekmeyecek mi? Bu gidişle sonuçta;

"JPMorganChaseBofAMerrillGoldmanCitiBankofNYMellonWellFargoPNC"
gibi bir banka kurulmuş olacak ABD'de. Böylece, TBTF bankalar sisteme zarar vermeden teker teker tasfiye edilmiş olacak ama, sonuçta elde kalan ne yapılacak? Bu sefer de yaşatılamayacak kadar zombi (Too-Zombie-to-Survive, TZTS) başka ve daha tehlikeli bir yaratık üretilmiş olacak! Sonuçta, sektörün en büyük oyuncularından biri battığı için sarsılmasın diye uğraşılan sistem, sadece tek banka battığı için tümden çökecek!

Bu yapılan, domino etkisini engellemenin Amerikanvari yolu! Sonunda (sadece tek taş kalacağıiçin!) domino etkisi olamayacak. Ama sadece o tek taşın yıkılması sistemin yıkılması anlamına gelecek! Bu yöntemi tercih edenler domino etkisini engellemiş olabilirler ama mukadderatı, çöküşü engellemiş olmuyorlar, sadece geciktiriyorlar. Bu geciktirmenin bedeli de, maliyeti yükseltmek olacaktır.

Şu an JPMorganChase ile BofA'yı birleştirerek yapılmaya çalışılan, iki kötüden bir iyi (double negative’den pozitive) yaratma ümidi! İki çürük elmadan tek sağlam elma çıkar mı? Ya da iki küçük elmas (elmas bile olsa!) tek büyük elmas eder mi?

Aynı durum 2001 krizinde TR'de de yaşanmıştı. O dönem bankacılık otoritesi bazı zayıf bankaların birleşmesine izin vermiş (mesela Garanti, Osmanlı Körfez) ama bazılarına izin vermemişti.

Mesela Çukurova grubu YKB ile Pamukbank'ı birleştirmek istemiş ama idari otorite “iki kötüden bir iyi çıkmaz” diyerek bu birleşmeye sıcak bakmamış ve sonuçta Pamukbank batmış, YKB de Koç-İtalyan grubuna satılmıştı.

Bakalım JPMorgan Chase’in BOA’yı satın alması ikisini de kurtarmaya yetecek mi? Biraz daha bekleyip görelim!

Batırılamayacak kadar büyük (TBTF) bankaları birleştirip, yaşatılamayacak kadar batık (TZTS) ve absürd bir yapıya sokmak da kapitalizme Amerikalıların katkısı olarak tarihe geçecektir.

23 Ağustos 2011 Salı

"Piyasalar Yanlış Yapar mı?"

Kaynak: HT Gazete 14 Ağustos 2011





Vaktiyle "IMF Gözcüsü" namıyla ma'ruf köşe yazarımızın geçen haftaki bir yazısı daha okuduğum anda irrite etmişti. Bi sürü şey yazmak geçmişti içimden o sırada ama tembellik izin vermemişti. Başka bir vesileyle yine o piyasa şövenizmi konusu gündeme gelince, bu defa tembelliği bırakıp yazayım dedim.





20. yüzyılda (özellikle son 20-30 yılında) ekonomi okuyanlar çok şanssız tipler aslında. Kendimden biliyorum! Neoklasiklerin ayakları yere basmayan teorilerini, sanki yegane doğruymuş, adeta Allah kelamıymış gibi ezber etmek zorunda kaldık. Bazıları tabi ki o teorileri ezberlemekte daha başarılıydılar. Bizim gibiler, kolay ikna olmayan ya da genetik muhalif tipler, neoklasiklerin teorilerinin temel dayanağı olan varsayımları önkoşulsuz kabul etmekte zorlandılar. Bu tür sıkıntı yaratan varsayımların başında da insanoğlunun rasyonel yaratıklar olduğu varsayımı ile birlikte, piyasaların etkin (efficent) olduğu efsanesi gelir. Her ne kadar piyasaların efficient olmadığını gösteren ampirik çalışmalar bolca bulunsa da, halk ağzında bu teori hala prim yapabilmektedir.





Kumcu üstadımız, 20. yüzyıl hakim iktisadi ideolojisinin yılmaz savunucularından biri olarak, piyasaların yanlış yapamayacağı (hatta yapabilemeyeceği), hükümetlerin ise her zaman yanlış yapacağı ezberini tekrar ediyor. Hatta, "piyasalar yanlış yapıyor" cümlesinin sarfına dahi tahammül edemediği için bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissetmiş. Ona göre bu isabetsiz cümlenin sarf edilme nedeni, (piyasanın yanlış yapması değil,) "piyasaların oluşturduğu (ilahi!) dengenin bu "iftira"yı atanların işine gelmemesiymiş.

Yazarımız, piyasaların yanlış yapmasının mümkün olmamasının gerekçesi olarak;



"Piyasa denen olgu, milyonlarca, hatta milyarlarca ekonomik birimin bir
araya geldiği alışveriş ortamıdır."
tanımını yaparak, bu kadar çok kişinin birden yanlış yapıyor olması mümkün değil demeye getiriyor. Oysa bu cümlenin ibretlik başka bir versiyonu, "milyonlarca sinek yanılııyor olamaz, siz de b.k yiyin" şeklinde değil midir?

Piyasaların etkinliği safsatasında şu (niteliğe bakmadan) kuru kalabalığa (niceliğe) önem atfetme konusunda yapılan varsayım hatası kritiktir. Bu noktada Nesim Nicholas Talib'in Siyah Kuğu kitabındaki açıklamalarını hatırlamamak mümkün değil.

Siyah Kuğu'daki aforizmalara dalmadan, Neoklasik iktisada tapanların dahî anlayabileceği basitlikte anlatmak için şöyle ifade edeyim, meşhur büyük sayılar kuralının neden piyasaları hatadan vareste kılmadığını.

Matematikte bazı sayılar aritmeik artar, bazıları geometrik. Ya da bazı soruların cevabı evet (bilgisayardaki 1) veya hayır (bilgisayardaki 0) şeklinde verilebilir, fakat bazı soruların cevabı, 1 veya 0 olabileceği gibi, 1 trilyon, 100 trilyon gibi rakamlar da olabilir. Örneğin, "cebinde paran var mı?" sorusunun cevabı evet veya hayır olabilir. Ama "kaç paran var?" sorusunun cevabı, hiç (sıfır) olabileceği gibi, Bill Gates gibi 50 milyar dolar, ya da Hedge fund yöneticilerinin yönettiği portföyler dikkate alındığında trilyon dolarlar olabilir. Her iki cevap da tek sorunun, hatta aynı sorunun cevabıdır ama birbirinden oldukça farklıdır! İşte zurnanın "zırt" dediği, neoklasik iktisat hayranlarının ise dikkat etmediği nokta tam da burasıdır. Eğer piyasadaki "milyonlarca hatta milyarlarca ekonomik birim"in büyüklükleri homojen ise (mesela her birinin yaklaşık olarak 1000-TL portföyü varsa), ve büyüklüklerin standart sapması çok büyük değilse (mesela herkesin portföy büyüklüğü 1000-10.000 TL arasında değişiyorsa)i, öyle bir piyasanın etkin bir piyasa olabilme ihtimali vardır (Sadece buna bakarak "etkin"dir demek mümkün değil, sadece ön koşullardan biri mevcut denebilir). Ama bir piyasada hem "üj-bej liralık" portföyler, hem de iki üç basamaklı milyar dolarlık portföyler birlikte varsa, öyle bir piyasada kafa sayısının hiç bir anlamı yoktur. Zira, büyük paraya sahip tek kişi (sadece bir tane kafası olmasına rağmen!) milyonlarca küçük kişinin (toplamda milyonlarca kafa sözkonusu olmasına rağmen) yaptığının aksi yöne piyasayı götürebilir.

Mesela, şu an ABD'deki borsa işlemlerinin %70'inin (bazılarına göre %80) "makine"ler tarafından yapılmaktadır. Peki piyasada "makine" sahibi "ekonomik birim" sayısı kaç tane? Çok büyük ölçekte algoritmik trading yapabilen banka sayısı acaba iki elin parmaklarını bulur mu? O durumda, bir piyasada eğer sayıları 10'u dahi bulmayan dev bankalar (ki sayıları gittikçe azalıyor, bugünlerde JPMorgan Chase'in BOA'yı devralacağı konuşuyor, anlamı, iki makine bile teke düşecek!) borsadaki işlemlerin %70'İni yapıyorsa, geriye kalan milyıonlar sadece %30 yapıyorsa, o piyasada "tek kişinin kararı piyasaları etkileyemez" deme naifliğini devam ettirme imkanı var mıdır?

Her şeye rağmen hala tek "ekonomik birim" piyasayı etkileyemez deme iddiasını sürdürenler varsa o zaman too-big-to-fail (TBTF) kavramının niye ABD'de FED ve hükümetin ödünü koparmaya devam ettiğini nasıl açıklarsınız? Eğer tek "ekonomik birim" piyasaları yönlendiremiyorsa, bırakınız batsınlar efendim! Neden zombilerin ayak altında dolaşmasına izin veriyorsunuz? Hele hele iki zombiyi birleştirip daha korkunç yeni zombiler yaratmaya çalışıyorsunuz? Sadece TBTF kavramı bile, etkin piyasa romantiklerinin çenesini kapatmaya yeter, objektif düşünüldüğünde.

Romantik iktisatçılar, tek kişinin piyasayı yönlendiremeyeceği varsayımıyla (adeta seçimlerdeki gibi piyasada herkesin bir tek oy hakkı olduğu sanısıyla) toplam sayıya itibar ederler. Asgari ücretinden biriktirdiği bir kaç bin lira ile zengin olma hayali kurup piyasada işlem yapan bir işçi ile, Warren Buffet'in ya da Soros'un piyasayı etkileme gücünün eşit olduğunu varsayarlar. Bu varsayımın saçmalığını piyasayı ucundan kıyısından takip eden herkes bilir. Hala ikna olmayanlar için de MKK'nın yayınladığı yayınladığı yatırımcı profili istatistikleri vardır. İMKB'de "1 milyon yatırımcı"dan bahsedilir ama bunların kaç tanesinin kaç parası vardır? MKK'nın Aylık İstatiki Veriler Tablosunda yer alan istatistiklerden "Yatırımcı Bazında Portföy" ve "Dilimlere Göre Portföy" büyüklükleri, o çarpıcı ibretlik bilgiler sağlamaktadır.

Örneğin, bizim borsada "1 milyon yatırımcı var" denir, söyleyenin pozisyonuna göre bazen övünmek, bazen de toplam 70 milyon nüfusa nazaran yetersizliğini vurgulamak için. Temmuz 2011 itibarıyla, bu "1 milyon yatırımcı"dan 120.340 kişinin portföyündeki para miktarı 1 TL'nin altındaymış! (evet evet, kısaltma yok, "yazıyla Bir Türk Lirası!"). Tam 371.117 yatırımcının hesabındaki para miktarı da "2 Türk Lirası ile 100 Türk Lirası" arasındaymış! Diğer bir ifadeyle, bizim "1 milyon yatırımcı"nın yaklaşık yarısının hesabındaki para miktarı 100 lira bile değil! Tam olarak 491.457 kişinin hesaplarındaki paraların hepsinin toplamı 7 milyon lira tutmuyor (tam olarak 6.910 bin lira) iken, hesabındaki para 1 milyon TL'nin üstünde olan sadece 3.037 kişinin portföy büyüklüğü toplamı ise 19 milyar 300 milyon Türk lirasıdır.

Şimdi böyle bir piyasada, yarım milyon kişi mi yönlendirme gücüne sahiptir, yoksa o üç bin kişi mi? Ya da böyle bir piyasada "bir milyon ekonomik birim var" diyerek "piyasalar ne yaparsa doğru yapar" sonucuna varmanın imkanı var mıdır?

Nesim Talib, Siyah Kuğu'nun 14. bölümünde iki ülkeden bahseder, Vasatistan (Mediocristan) ve Aşıristan.(Extremistan) Bu iki ülkedeki rakamların karakteristiği farklıdır. Birindeki sayılar 0-1 veya evet-hayır gibidir. Orada kafa sayısı önemlidir. Diğerinde ise neredeyse sonsuzdur. Burada basitleştirmeye çalıştığım anlatımın orijinalini, meraklısı oradan okuyabilir.

11 Ağustos 2011 Perşembe

"Altında yaşanan çıkış Bernanke’yi sevindir"miş!



Dün HT Ekonomi'de okuduğum bir haber, daha başlığını okurken "Nası yani?" diye düşündürdü, içeriğini okuktan sonra da "yuh!" dedirtti.



Bu nedenle, haberin ekran görüntüsünü buraya koymayı tercih ettim. İbretlik olduğu için kayda geçmeli bence.


habere göre, altın değerlendiği için, kasasındaki altının stok değeri yükselmiş!


ABD'nin var olduğunu iddia ettiği ama tüm ısrarlara rağmen kimseye göstermediği, bu nedenle giderek şehir efsanesi halini alan 8 bin ton altının değeri, son fiyat artışıyla 35 milyar dolar yükselmiş. Bernanke de bu habere pek sevinmiş.


neresinden tutsam ki?


Birincisi, 35 milyar dolar ABD gibi bir fil için ne ki? ABD Hazinesinin sadece bu ay (Ağustos 2011) yapması gereken tahvil itfaları 200 küsur milyar dolar! ABD hükümetinin sadece bir yıllık bütçe açığı 1 trilyon dolar! Sadece QE1 ve QE2 pompasıyla batık bankalara hediye edilen para yaklaşık 2 trilyon dolar. ABD Posta İdaresinin bu yılın sadece ilk altı aylık döneminde ettiği zarar yakşaık 4 trilyon dolar (Fennie, Fredie ya da toplam sayısının 30'dan fazla olduğu söylenen California gibi batık eyaletlerin batık rakamlarını saymıyorum. Zaten o batıkları saymak isteyen de sayamıyor!)


Böyle rakamların sözkonusu olduğu bir ortamda 35 milyar dolar-cık nedir ki? Hazinesi 15 trilyon dolar borçlu bir ülkenin dişinin kovuğunu doldurmaz.


İkincisi, asıl önemli olan nokta, altıın yükselme nedeni. Bu haberi yazan arkadaş dışında hemen herkes takdir eder ki, altının yükselmesinin nedeni, Bernanke'nin başarısızlığıdır. Dünya dolara daha fazla güvenmediği için, fırsat buldukça altına kaçmaktadır. Diğer bir ifadeyle altın, Bernanke'nin yönettiği dolar değer kaybettiği için değerlenmektedir! Bu açıdan bakıldığında da "iyi ki altın arttı da portföydeki altınlardan para kazandık" diye sevinen merkez bankası başkanı, kredi kartıyla yaptığı harcama sonucu bonus kazandığına sevinen bilinçsiz (genelde kadın) tüketici gibidir. Evet harcama bedelinin %1-2'si kadar bonus kazanmış olabilir, ama kredi kartı ekstresi fatura bedelinin %100'ü kadar büyümüştür!


Dolar "dandik para" istikametinde devam ettikçe, dolardan kaçış eğilimi ve bu nedenle altının fiyat artışı daha da artarak devam edecektir. Dolayısıyla bu haberdeki mantıkla Bernanke daha çoook sevinecektir!







9 Ağustos 2011 Salı

ECB İtalyan ve İspanyol tahvillerini alacakmış!


Geçen hafta sonu, Avrupa Merkez Bankası ECB'nin İtalyan ve İspanyol kamu kağıtlarını satın alarak bu iki ülkeye destek çıkacağı haberleri vardı.

O haberleri okurken, aklıma aşağıdaki fotoğraflar geldi.

İlk soru şu: ECB hangi kurtarıcı? Kırmızı Mercedes mi, yeşil Volvo mu?

İkinci soru: Dünyada mavi Volvo gibi bir kurtarıcı var mı?

FED mi diyorsunuz? Güldürmeyin!
Kaldı ki sonraki karede mavi Volvo'nun durumunu da bilmiyoruz!












17 Haziran 2011 Cuma

Bazı ülkelerin kişi başına borç miktarları

Tam da Yunanistan'ın iflası için gerisayımın yapıldığı şu günlerde, bi yerde rastladım, bazı ülkelerin kişi başına borç miktarları:


Yunanistan 330 milyar euro adam basi 29,200 euro
İrlanda
107 milyar euro borc adam basi 15,735 euro
Amerika 14692 milyar dolar adam basi 47,200 dolar (bugünkü kurla yaklaşık 33,000 euro)
İngiltere 1037 milyar pound adam basi 16700 pound (bugünkü kurla yaklaşık 19,000 euro)
Fransa 1649 milyar euro adam basi 22,500 euro
İspanya 598 milyar euro adam basi 13,000 euro
İtalya 1877 milyar euro adam basi 31,000 euro

Türkiye 270 milyar dolar (31 Aralik) adam basi 3,600 dolar (yaklaşık 2500 euro).

Tablodaki rakamlara bakınca, artık iflası kaçınılmaz gözüyle Yunanistan'dan daha kötü durumda olan bazı ülkeler varken onla riçin aynı şeyinm düşünülmemesi kakafonik görünmüyor mu?

Lütfen, "ama onun parası rezerv para birimi" demeyin. Zira, o zaman ben de "böyle bir ekonominin itibari milli parası rezerv para birimi olur mu? Geçmişte olmuşsa da bu manzarada aynı statüyü devam ettirebilir mi?" diye sorarım.

10 Haziran 2011 Cuma

Sahte 1 TL basan kalpazan haberi

Sabah ofise gelirken radyoda, İstanbul'da bir yerde "sahte 1 TL basan kalpazan" yakalandığı haberini duyunca hem sevindim, hem üzüldüm.

Sevindim; demek ki 1 TL, sahtesi yapılmaya değecek kadar değerli bir para diye düşündüm.

Üzüldüm; demek ki madeni 1 TL üzerinde bile, sahtesini basmayı karlı kılacak kadar yüksek senyoraj geliri var!

Oysa bilindiği üzere, artık ABD madeni paralarının sahtesinin yapılacağından endişelenmek yersiz. Zira mevcut piyasa fiyatlarıyla bakıldığında içeriğindeki madenlerin eritme maliyeti daha yüksek olduğu için, artık kimse ABD madeni paralarının sahtesini basarak para kazanamaz! (bırakın sahtesini, bugün orijinalini basan da zarar ediyor zaten!) O nedenle kalpazanların ABD madeni parası basmasından endişelenmeye gerek yok ama ABD hükümetinin madeni paraların dizaynını değiştiriyoruz ayağına bozuk paralarının metal içeriğini ucuzlatma çabalarını bekleyebiliriz yakında.

Daha önce de vermiştim ama bi kere daha hatırlatayım şu siteyi, ABD madeni paralarının günlük piyasa fiyatını görmek isteyenler için:

http://www.coinflation.com/

Mesela bugün itibariyle ABD 5 cent'ini eriten biri, 6,3 cent değerinde nickel madeni elde edebilir!
Keza, 1982 öncesi basılmış bir ABD 1 cent'ini bugün eriten biri, 2,7 cent değerinde bakır madeni elde eder. Yani yaklaşık %270 kazanç!

Sizce ABD hazinesi daha ne kadar süre bu "Nasreddin Hoca ticareti"ne devam eder?

Cevap veriyorum: Diğer daha büyük meselelerden başını kaldırana kadar! Ya da tersinden bakarsak, bu kadar bariz bir irrasyonal durum devam edebildiğine göre, demek diğer sorunlar o kadar büyük ki, buna sıra gelmiyor, ya da "ürkütmeyelim vakvakları" diye düşünülüyor.

Ama yakında görürüz, ABD madeni para birimlerinin metal içerik revizyonunu.

6 Haziran 2011 Pazartesi

Yüksek tansiyon ile yaşamak: Günde %10 dalgalanan piyasalar

Türkçe ve İngilizce finans medyasını ve Global ekonomik kriz konusundaki her türlü haberi vaktim ölçüsünde yıllardır yakından takip etmeye çalışırım. Bu "yakın izleme"ye rağmen, bazı konularda haberler görmemek şaşırtıyor. Bu kadar yakın takibe rağmen göremediğim için şaşırdığım şeyleri buraya yazayım bari.

Malum, son zamanlarda günde finansal piyasalarda günlük %2-3'lük dalgalanmalar de "yeni normal" olmaya başladı. Hatta geçtiğimiz aylarda bir çok piyasada bir gün içinde %8-10 fiyat dalgalanmalarını gördük. Örneğin, Dolar-Euro paritesi bir günde %10'a yakın oranda değişti. Keza petrol fiyatları bir günde %10 düştü, keza gümüş fiyatının 50 dolara çarpmasının ardından altın ve gümüş fiyatları aynı gün %10'a yakın düştü. Aynı günlerde birçok borsa endeksi de bu oranlara yakın seviyede önce değer kaybetti, ardından da değer kazandı. Altının fiyatı yıllarca 40 dolar civarında devam etmesine rağmen, günümüzde günlük fiyat dalgalanması bile 40 dolar olabiliyor!

Oysa yukarıda bahsettiğim piyasalarda yüksek oranlı fiyat dalgalanmaları, hızla alçalıp yükselen tansiyon gibidir. insanı yorar. Hatta sonunda felç geçirmesine bile sebep olabilir. Zira o piyasaların özelliği, hepsinin kaldıraçlı işlem yapmaya müsait olmasıdır. O piyasadaki işlemlerin büyük kısmı türev işlem olarak çok yüksek kaldıraçlarla yapılır. Kaldıraçın yüksek fiyat dalgalanmalarında anlamı ise, zararı ve karı katlamasıdır. Örneğin, "bire-yüz" kaldıraç ile dolar-euro FX işlemi yapan biri, günlük %10 dalgalanmanın daha ilk %1'lik dalgalanmasında sermayesini tamamen sıfırlamış, eğer pozisyonunu zamanında kapatmayı başaramamışsa, gün sonunda bir gün önceki sermayesinin on katı kadar borçlu duruma düşmüştür! Türev piyasalarda 200 hatta 400 kaldıraç olduğu düşünülürse, bırakın %10'luk dalgalanmayı, sadece %0.25'lik fiyat dalgalanması dahi türev piyasalarda sermayeyi sıfırlamak için yeterli olabilir.

bu noktada, "ama türev piyasalarda stopsuz iş yapılmaz. zarar o noktaya gelmeden otomatik stoplar çalışıp pozisyonlar vaktinde kapatılır" diyenler çıkabilir. Tabi ki olabilir. Ama fiyat dalgalanmalarının o derece keskin olduğu durumlarda stopların hedeflendiği noktalarda çlışması garanti olabilir mi?

Şu an piyasada çok kişi manzaranın kötü olduğuna inanmasına rağmen, "ben kapıya yakın durayım, bi panik anında önce ben kaçarım" ümidiyle bulunuyor. Ama içeridekilerin hepsi aynı düşünde iken, hepsinin birden bunu başarması mümkün olabilir mi? Hepsi birden kapıya yüklendiğinde hepsi birden vaktinde çıkabilir mi?

Merakım şu: Geçtiğimiz ay birçok piyasada aynı gün %10'a varan oranlarda (kaldıraçlı piyasalar için çok çok ciddi) dalgalanmaların olduğu günde kaç kurum-kişi battı? O derece dalgalanmayı hasarsız atlatmak torik olarak bile mümkün müdür? Sıfır toplamlı bir oyun olan türev piyasalarda birileri ciddi zarar yazmadan başka birilerinin o dalgalanmadan karlı çıkması mümkün müdür?

Birileri %10 dalgalanma günü zarar ettiyse, "o günün" piyasalara maliyeti nedir? Bunun kokusu ne zaman çıkacaktır? Neden hiçbir hakim medya organı bunu haber yapmamaktadır? Ya da neden hiç bir itibarlı iktisatçı bu ihtimali değerlendirmemektedir?

Ben mi yanlış düşünüyorum? Milyonlarca sinek yanılıyor olamaz... diye mi düşünmek lazım?

Dolardan sonra ne gelecek?

Peter Schiff, yorumlarını beğendiğim "karamsar"lardan biridir. Son yazısının başlığı: "Dolardan Sonra: Sıradaki hangisi?" şeklinde çevrilebilir.

Schiff, de doların akıbeti konusunda bu satırların yazarı gibi gayet net düşüncelere sahip. Yazıda özetle, tamam dolar gidici, onun kaçarı yok da sırada onun yerini alacak olan hangisi diye soruyor. Üç alternatifi değerlendirmiş: Euro, Çin RMB'si ve Yen. Kendi oyunu RMB'den yana kullanmış. Argümanları mantıklı.

* Euro, 10 senelkik bir para birimi ve kendi iç sorunlarının büyüklüğü ve çözme yöntemine bakılırsa doların yerini alabilecek çapta değil.

*Çin dünya genelinde her bakımdan ağırlığını artıracak. Bu kapsamda parasının da kullanımı artacak. Halen, "kapitalist ülkenin komunist parası" gibi olsa da, güç kazanacak.

* Japonya' gelişmiş ülkeler arasında en borçlu ülke. Parasının rezerv para birimi olması da en düşük ihtimalli olan. Hatta verdiği örnek enteresan, Google'da "yen as reserve currency" olarak yazılıp aratıldığında, "Yuan mı demek istiyorsunuz?" diye cevap geliyormuş. Yani Google'ın arama motoru bile Yen'in rezerv olabileceğine inanmıyormuş! (Ama ben denedim bana sormadı, "Yuan mı demek itiyorsun?" diye!)

Özetle, henüz "parası convertible bile değil" diye hakim medya ve "kralık şakşakçıları" tarafından küçümsense de, müstakbel rezerv para biriminin RMB olması muhtemeldir.

Yine o klasik sorumuza geliyoruz: hazır dolar gidici iken, neden yine başka bir ülkenin mili para birimini global rezerv para birimi olarak kabul edelim? Hazır konjonktür de müsaitken, neden gerçek anlamda global rezerv bir para birimi üzerinde çalışmayalım?

1 Mart 2011 Salı

Roubini: "STAGFLASYON riski Ortadoğu'daki Karışıklıklardan Kaynaklanıyor"

Bir önceki yazıda, Muhammed el-Erian'ın benzer bir görüşünü özetlemiştim. Sonradan dikkat ettim ki, Nuri el Rubini de benzer şeyleri söylemiş!

Roubini, bunun nedenini, dünyanın mevcut petrol rezervlerinin üçte ikisinin ve doğalgaz rezervlerinin yaklaşık yarısının Ortadoğu'da olmasına bağlamış. Bu nedenle, bölgedeki jeo-politik riskler petrol fiyatlarında artışa neden oluyor ve bunun da global sonuçları olacak
demiş.

Geçmişteki beş global resesyonun üçü Ortadoğu'daki jeo-politik şokların petrol fiyatlarını artmasından kaynaklanmış! Diğer iki resesyonda da petrol fiyatları etkilenmiş.

Özetle, Ortadoğu ne zaman karışsa petrol fiyatları artıyor, petrol fiyatları artınca da dünyada dengeler bozuluyor demiş Roubini. Haklı. Ama bir önceki yazıdaki soruyu tekrar etmeye engel değil: ABD o kadar karşılıksız dolar basmasa, petrol fiyatları bu kadar kolay ve bu kadar çok artar mıydı? Öyleyse, yumurta hangis, tavuk hangisi?

Roubini'nin FT'deki yazısı şurada:

Stagflationary risks from the Arab street
By Nouriel Roubini
Published: February 1 2011 14:47 Last updated: February 1 2011 14:47

Aslında Roubini daha ortada Ortadoğu olayları yokken bile, "stagflasyon"dan daha ağır kavramlar telaffuz etmiş. Mesela, Ocak 2008'de kendi bloguna yazdığı bri yazıda, "Stagflasyonu boşver, STAG-DEFLASYON daha korkutucu" diye yazmış! Benim "Hiper-stagflasyon" kavramıyla ifade etmeye çalıştığım şeyi, stag-deflasyon şeklinde ifade etmiş. Tabi ki ben kendi kavramımı savnuyorum! Zira önümüzde fiyatların düşük kalacağı ve düşmeye devam edeceği bi ortam gittikçe zorlaşıyor. Ziya fiyatlar artarken deflasyondan bahsetmek kolay olmayacak. Bunu ileride ayrıca tartışırız, unutmazsam!

10 Şubat 2011 Perşembe

Bernanke: "Enflasyonun asıl nedeni, gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme"

Daha bir hafta olmadı. Bernanke'nin 3 Şubat 2011 tarihli konuşması üzerine düştüğüm bir notta, Bernanke'nin, enflasyonun sorumluluğunu dünyanın diğer ülkelerine atmasını eleştirmiştim. Ama görünen o ki Bernanke aynı çizgide devam ediyor.

Bernanke, dün (9 Şubat 2011) Amerikan Temsilciler Meclisi Bütçe Komitesi'nde yaptığı konuşmada da suçu bu defa daha spesifikleştirerek, gelişmekte olan ülkelere atmış! Kendileri hem biz "dünyanın rezerv parasının sahibiyiz" deyip hem de bu sorumluluğu hiçe sayarak trilyonlarca dolar karşılıksız para bassın, sonra da "GOÜ büyüyo, o nedenle dünyada enflasyon oluyo, biz masumuz!" diye başkalarını suçlasın. Kadir bile inanır mı buna?

Ne âlâ bir dünya değil mi? İşte bugünlerde aynen o "âlâ dünya"da yaşıyoruz. Bakalım daha ne kadar devam edecek bu sürdürülemez "âlâ dünya"?

Bernanke'nin dünkü konuşmasının özeti şurada:

Bernanke says growth in emerging markets is real cause of inflation
Source: BI-ME with AFP , Author: Posted by BI-ME staff
Posted: Wed February 9, 2011 11:48 pm

Aynı konuşma bizim medyada da "Dolar güçlenmeye devam edecek" başlığıyla haber olmuş.

Bernanke bu konuşmasında, "enflasyon çok düşük" diyerek, ucundan başlayan ve gelecekte hızlanacak olan artışa da yol açmış. Yarın öbürgün enflasyon gerçekten yükseldiğinde "biz zaten öngörmüştük" diyerek büyük iktisatçılık yapmış olacak! Yetkili ağızlardan yapılan çarpıtıcı açıklamalarla yaratılan bütün kafa karışıklıklarına, sapla samanın karıştırlmasına, gerçeklerin örtülmesine rağmen, akıl mantık sahibi sokaktaki adam bile sanki bu gidişle olacakları öngöremiyormuş gibi...

Bernanke'nin bu konuşmasının ardından, geçen hafta yine Bernanke'nin konuşması üzerine yazdığım şu notta dönemin Alman başbakanının 16 Ağustos 1922 tarihli gazetelere yansıyan konuşmasından yaptığım alıntıya bir kez daha dikkat çekmek isterim.

Zamanı gelince Bernanke'nin bu konuşmasına da dikkat çekilecektir! Hele biraz "âlâ dünya" da yaşayalım! Amerikalıların sevdiği ifade kalıbıyla, "gerçeklerin ortaya çıkmaya başlamasından önce, biraz daha yalan söylenmesi lazım!

Keza, "ekonomi iyileşiyor, merak etmeyin" mealinde açıklamalar yapmış. "E birader, madem öyle her şey düzeliyor, neden QE2'ye devam ediyorsunuz ki? Yeter, daha fazla para basmayın!" dememiş sanırım kimse.

Ama en güzeli, önceliği işsizliğe verdiğini açıklaması. Yalnız bir konuda hakkını teslim etmek lazım. Bu yapılanlar ABD'de işsizlik sorununun çözümünde işe yarayacak. Geçmiş örneklerden biliniyor ki, hiperenflasyon dönemlerinde genelde işsizlik olmaz! Zira, yurtiçi ücretler dışarıya göre komik-ötesi seviyelere indiği için, fırsatı olan herkes yurtdışına çalışmaya kaçar, ülke içinde işgücü arzı azaldığı için de işsizlik değil, bilakis işgücü açığı olur! Almanya'da 1922-1923'de öyle olmuş! Kendi ülkesinde değeri her gün düşen mark cinsinden aldığı ücretle geçinemeyen Almanlar; Hollanda, Belçika, hatta o dönemde siyasi bakımdan kanlı-bıçaklı oldıukları Fransa'ya geçerek daha iyi koşullarda (en azından değeri her gün artan bir para cinsinden ücret alarak) çalışma imkanı bulmuşlar ve yurtiçinde işsizlik sorunu çözülmüş. Bu gidişle önümüzdeki yıllarda ABD'den de öncelikle Kanada ve Meksika'ya, daha sonra diğer tüm dünya ülkelerine işgücü kayışı haberleri okuyunca şaşırmamak lazım. Zaten finans sektörü çalışanlarında o eğilim başladı bile...

Ancak, "bu defa farklı" olduğu için, hiper-enflasyıon döneminde geçerli olan yukarıdaki durumun, hiper-stagflasyon aşamasına geçildiğinde nasıl bir manzara yaratacağını henüz bilmiyoruz! Zira, önceki örneklerde, bir ülkede hiper-enflasyon varken diğer ülkelerde aynı iktisadi çarpıklık yaşanmadığı için, o ülkenin işgücü arzını diğerleri absorbe edebiliyordu. Ancak bu defa o süreci yaşayacak olan, dünyanın rezerv para biriminin sahibi ve dünyanın "ağababası" olduğuna inanılan bir ülke! Üstelik Avrupalı yoldaşları da ekonomik koşulları itibarıyla kendisinden geri kalır durumda değil. Yani ABD'nin derdine AB'nin çare olması mümkün değil, tencerelerin dibi misali. Dolayısıyla, bu defa sorunu tek ve küçük ülke yaşamayacak. Çok sayıda ve büyük ekonomiler yaşayacak!

ABD sayesinde ekonomi biliminin teorisine yapılacak yeni katkılarla, "hiper-stagflasyon öneminde işsizlik" konusunu da öğrenmiş olacağız. Tabi ki eğitim pahalı bir iştir!

7 Şubat 2011 Pazartesi

"İkinci Dip" mi "Yeni Dip" mi? Global manzaranın özeti



Yukarıda kapağını gördüğünüz kitap 2011 Ocak ayında yayınlandı, henüz çok taze. Kitap esasında, İMKB'nin geçtiğimiz 25 yılına damgasını vurmuş kişilerden seçilmiş 25 kişiyle yapılan röportajları içeriyor. Daha bu kitaptan haberdar olduğum zaman, çok önemli bir kitap olduğunu düşünmüştüm. Ama kitabı edinip satır satır okuduktan sonra, başlangıçta tahmin ettiğimden de faydalı bir eser olduğuna kani oldum.

"Borsacıların anılarının derlendiği bir kitabın bu blog konusuyla alakası ne?" diye düşünenler olabilir. Kitabın tamamını okumadan önce, ben de öyle düşünürdüm. Ama kitapta anılarına yer verilen kişilerden özellikle tecrübeli fon yönetici Feyyaz ÖNCEL'in anı ve açıklamalarının yer aldığı bölümü okuduktan sonra, kitabın bu blogda anlatmaya çalıştığım şeyler bakımından da çok önemli olduğunu anladım.

Feyyaz ÖNCEL, kitabın 491-520 sayfaları arasındaki açıklamalarında global finansal sistemin mevcut durumuna ilişkin çok önemli tespitlerde bulunmuş. Özetle;

* 2007'de başlayan ve hala devam eden krizin, daha önce yaşadığımız herhangi bir krizle karşılıştılamaz olduğunu, çok büyük ihtimalle dünya finansal piyasalarının da daha önce yaşadığı bir deneyim olmadığını,

* Piyasalardeaki büyük yıkıma karşı hükümetler ve MB'larının bazı alışılmadık önlemler aldığını ancak bu olağanüstü önlemlerin doğuracağı sonuçları tam olarak öngöremediğini,

* Dünyadaki mevcut sistemin sürüdürülebilir olduğunu düşünmediğini, insanların "ikinci bir dip" beklediğini ancak kendisinin (ikinci dibin daha da derinde oluşacağı) "yeni bir dip" beklediğini,

* Mevcut yapının model olarak sürdürülemez olduğunu, mesela ABD'de 1980 yılından başlayıp giderek artan bir şekilde ekonomik büyümeyi sağlayan modelin sürüdürülebilir olduğunu düşünmediğini, insanların servetini artırıp, servetin artan kısmının kredilendirilerek tüketimi artırmayı hedefleyen bir büyüme modelinin devam ettirilemeyeceği, o balon patladığı zaman işlerin yürütülemeyeceğini ve o boyuttaki bir balondan sonra yeni bir balon yaratmanın kolay olmayacağı,

* Çok ciddi ve devam ettrilmesi imkansız bir borç krizi olduğu, dünyadakli temel problemlerden bir tanesinin, finansal piyasaların reel ekonomiye göre çok fazla büyümesi sonucu oluşan "sermaye fazlası" olduğu, bu problemin çözülebilmesi için bir kısım sermayenin imha olması gerektiği, bunun içerisinde üretim araçlarının da bulunduğu, çok büyük bir kapasite fazlası olduğu ,

* Kar marjlarının çok düştüğü, sermayenin para kazanma oranının belirgin bir biçimde azaldığı, bu ortamda ekonomilerin sağlıklı bir şekilde kendilerini büyütme imkanlarıın kalmadığı, o nedenle tüm ülkelerin kısıtlı talepten daha fazal pay almak için çabaladığı, bunun yollarının rekabetçi devalüasyon ve kur savaşlarına kadar gittiği,

* Borçların parasallaştırıldığı, büyük bir sermaye kaybı olmadan sistemin yeniden sağlığına kavuşturulmsının mümkün olmadığı, bu sermaye kaybının da kısmen olduğu, ancak henüz muhasebeleştirilmediği ve borsalarda henüz fiyatlandırılmadığı,

* Dünyada varlık fiyatlarının düşeceği ve o varlık fiyatlarına dayalı sermayenin yok olacağı, geri kalan talebin geri kalan sermayeye para kazandırır duruma geleceği ve sistemin tekrar sağlıklı çalışır duruma gelebileceği, ama bunun için kapitalist ahlak gereği kötü olanların batması gerektiği,

* Ancak bugün kötü olanların batmasına izin verilmediği, çünkü kötü olanların sistemik risk doğurduğu, finansal sistemin özellikle de bankaların dünyayı kendilerinin batması ve sistemin çökmesi tehdidi ile rehin almış oldukları, sistemin de onları zorla ayakta tutmaya çalıştığı, gerçekte ise onların zaten batmış durumda, yani hayalet banka oldukları, bazı muhasebe oyunları ile örtemeye çalıştıkları çok büyük zararların üzerinde oturdukları,

* Dünyadaki büyük sorunlardan diğer bir tanesinin de denetimsiz türev piyasalar olduğu, dünyadaki türev işlemlerin ne kadar büyük olduğunu kimsenin bilmediğini,

* 2010 yılında ekonomilerin canlandırma (stimulus) programıyla büyüdüğü ancak bunun devam ettirilemeyeceği, çünkü devletlerin borcunun arttığı, ancak insanların gelirlerinde bir artış olmadığı, işsizliğin çok yüksek olduğu ancak kapasite fazlası olduğu için de düşemediği, ... servet artışından kaynaklanan bir büyüme ile karşı karşıya olmadığımızı, bunun sürdürülebilir olmadığını,

* Profesyonellerin bile çok ciddi hatalar yaptığı bir dönemde olduğumuzu, daha önce kimsenin olmadığı sularda dolaştığımızı, 2007 yılında başlayanve halen devam eden sürecin daha ne kadar devam edeceğini kestiremediğini ancak bu mücadelede hükümetler MB'larının elindeki enstrümanların giderek azaldığı, olağanüstü enstrümanların bile etkisinin azaldığını, bir müddet içinde piyasanın bunu fark edeceğini ve fark ettiği zaman da fiyatlayacağını, bu sürecin tetikleycisinin ne olacağını yani "siyah kuğu"nun ne olduğunu bilmediğini..."

söylemiş.

Buraya aldığım kısmın altına aynen ben de imzamı atarım. Bu blogda iki yıldır tam da onu anlatmaya çalışıyorum. Söylemeye çalıştığım şu: global manzara bu iken, o ortamın tekrarını engelleyecek global para sisteminin kurulması için kafa yormaya başlamanın vaktidir!

Bence sadece bahsettiğim sayfalarda anlatılanlar için bile alınmalı bu kitap.

1 Şubat 2011 Salı

Peter Schiff: Japonya ABD'den 1 trilyon dolar alacaklı ama onun notu iniyor!



Kaynak: Euro Pasific Capital

Peter Schiff, tribünlere yönelik pembe gözlüklü tiplerden olmadığı için bazılarınca makbul görülmese de, takip etmeye çalıştığım yorumculardan biridir.

Malum, geçen hafta S&P Japonya'nın kredi notunu indirdi. Schiff haklı olarak "nası yani?" diye soruyor. ABD Japonya'ya 1 Trilyon dolar borçlu, ama "alacaklarını tahsil edemeyeceği" endişesiyle Japonya'nın notu indiriliyor! Eğer Japonya alacaklarını tahsil edemediği için iflas edecekse, kimden edemeyecek? En büyük alacaklı olduğu ABD'den. Dolayısıyla, Japonya'nın iflası için önce ABD'nin iflas etmesi gerekmiyor mu? Neden uçan kuşa borçlu olan ABD'nin notu indirilmiyor da Japonya'nın notu indriliyor?

Keza, Çin ABD'den 3 trilyon dolar alacaklı iken, Çin'in notu ABD'den nasıl daha düşük olur? diye de soruyor. Uçan kuşa borçlu olan ABD'nin notu hala zirvede, ama ona borç verenlerin notları daha düşük ya da indiriliyor. Ne ala dünya! Böyle bir ortam sürdürülebilir mi? O meşhur lafı hatırlamamaya imkanı var mı?

Bir an için herkesi kandırabilrisiniz.

Bazılarını sürekli kandıabilirsiniz.

Ama herkesi, her zaman kandıramazsınız!

Bu videoda ayrıca Schiff, ABD'de o kadar borçlu olmasına rağmen tüketicinin kredi kartı harcamalarının hala artıyor olamsını, nasıl olsa o borçları ödeme niyetlerinin olmamasına bağlıyor! Enteresan. Eğer durum böyle ise, ip kotuğunda çok "eğlenceli" olacak demektir ortalık.

7 Ocak 2011 Cuma

"FED'in en iyi yaptığı işin para basmak olduğunu bilirdik, şimdi onu bile beceremiyorlar!"

Başlıktaki ifade benim değil, Ali Perşembe'nin.
Her perşembe cnbc-e'de "Perşembe'nin Gelişi" (bir arkadaşın ifadesiyle "perşembenin delisi") programını zevkle izlemeye çalışırım. Dünkü (6 Ocak 2011 Perşembe'nin Gelişi) programında başlıktaki ifadeyi kullandı.

Mesele özetle şu: Geçen sene FED, kağıt paralarının dizaynını değiştireceğini ilan etmişti ve bu kapsamda Şubat 2011'de yeni dizaynlı 100 dolarlık banknotlar tedavüle sürülecekti. Ama Aralık ayı içinde yapılan bir açıklama ile, yeni dizayndan vazgeçilmiş. Nedeni de, yine yapılan açıklamaya göre, yeni banknotlar FED Darphanesinde matbaa makinesine sıkıştığı için hatalı basılmış. Ama hatalı basılan miktar az değil, 1,100,000,000 (1.1 milyar) adet imiş! Şu an tedavüldeki FED banknotlarının değeri 930 milyar dolarmış. Hatalı basılan miktarın değeri ise 110 milyar dolar! Bu hatalı paraların baskı maliyeti de 120 milyon dolar imiş!

Bu kadar büyük miktarda para hatalı basılırken FED matbaasında çalışan 2300 kişiden hiçbiri aylarca bu hatayı farketmemiş mi?

Ali Perşembe bu durumu, "FED artık en iyi yaptığı işi bile beceremiyor!" diye, kendi üslubuyla güzel bağlamış. Ama bence bu durum o kadar basit değil. Yine eski dizayn banknotları "H. Paulson" imzasıyla basmaya devam etmenin başka bir gerekçesi vardır. İleride öğreniriz. Zaten yeni dizayn banknotların tedavüle sürüleceği açıklandığı zaman "eskisiyle yenisi beraber tedavül edecek" diye özellikle vurgulanmıştı. Yani yeniler piyasaya sürülse bile eskiler korunacaktı. Ben de o zaman sormuştum, "peki eskiler duruken tedavüldeki emisyonu nasıl kontrol edecekler?" diye! Öyle ya, eskiler duracaksa, tedavüle yeni sürülen paraların tamamı yeni emisyon anlamına gelmeyecek miydi? Bu durumda, "skeptic" aklıma ilk gelen, piyasaya fazladan sürdükleri dolarların daha kolay ifşa olacak olması geliyor. Eğer eski dizaynı sürmeye devam ederse pek kimse farketmez, ortalıkta ne kadar bol para olduğunu. Gerçi dolar üzerindeki seri numaralarını hesaplamaya kalkanlar istedikten sonra hesaplayabilirler ama kaç kişi yapar ki onu? Kolayca yeni paralar sürülebilir. Dizayn değişse, sürülenlerin yeni olduğu, eskilerin de hala mevcut olduğu daha kolay sırıtırdı!

Ayrıca yine o haberden, 100 doların basım maliyetinin 12 cent olduğunu öğreniyoruz. Daha önce 7 cent idi. Demek ki, para basım maliyetinde de enflasyon var! ABD'nin senyoraj geliri azalıyor! Hala gidecek çok yol var ama er geç o maliyetin senyoraj gelirini sıfırlayacak noktaya kadar ulaşacağına inanmaya devam ediyor bu satırların yazarı. Nitekim ABD madeni paralarında bu durum negatife dönmüş durumda. Yani, ABD bastığı madeni paraların çoğundan zarar ediyor, zira içeriğindeki maden değeri o bozuk paranın değerinden daha yüksek! Yakında "bakır-nickel sağlığa zararlı" deyip plastikten bozuk para basarlarsa şaşırmamak lazım!

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Greenspan: "Şimdiye kadarki en olağan dışı finansal krizle karşı karşıyayız" Günaydın!

Eski FED başkanı, bi zamanlar hep pembe tablolar çizdiği için "piyasa" tarafından pek sevilen, Maestro" falan denilen Greenspan bu sefer piyasaların alışık olduğu ve hoşuna gider şekilde konuşmamış. Gözüme çarpan haberin başlığı şöyleydi:

Greenspan says we now face 'the most extraordinary financial crisis ever seen'

Allah Allah, dünya tersine mi döndü? Greenspan'ın başına saksı mı düştü? Yoksa sırtında yumurta küfesi olmamasının rahatlığıyla hidayete mi erdi? gibi düşüncelerle haberin detaylarını okudum. Greenspan, Bush zamanında (tabi ki zenginlere) getirilen 2001 ve 2003 vergi indirimlerinin iptali gerektiğini söylemiş. Ama bunun borç parayla yapılmaması gerektiğini söylüyormuş. ABD hazinesi artık tuvalet kağıdını bile borç parayla aldığına göre, nasıl yapılacak? Tek yol kalıyor: daha fazla karşılıksız yeşil kağıt parçalarından basmak!

Greenspan, "ben de vergi indirimine taraftarım ama borç parayla değil" buyurmuş! Peki o kadar "Maestro" iktisatçı olmasına rağmen, o indirimler yapılırken görevde olduğu halde ABD bütçesinin durumunu ve sadece bir kaç sene sonrası için projeksiyonları görmüyor muymuş? Kendisi görevden ayrılıktan sadece 2-3 sene sonra ortaya çıkan manzarayı doğru öngöremeyecek kadar beceriksiz miymiş yani? Greenspan'ın bu önerisi bana bir zamanlar Beyaz'ın showunda canlandırdığı psikopat genç karakterini hatırlattı. Hani vardı ya, bir sürü şey isteyen, çoğu birbiriyle tutarsız ve birlikte gerçekleşmeleri imkansız ama yine de isteyen biri, o işte..

Merak ediyoruım, bir zamanların "Maestro"su, ABD ve dünya ekonomisinin içine düştüğü ve daha da kötü bir şekilde düşmesi kaçınılmaz olan durumda kendi sorumluluğunu ne zaman itiraf edecek? Ya da terk-i diyar etmeden kendi fahiş hatalarını itiraf edecek kadar samimi olabilecek mi? Henüz pek kimse dillendirmese de, ABD'nin içine düşmekte olduğu krizin ana mimarlarından biri "Maestro"dur. Kaderin cilvesine bakın ki hala ahkam kesen de o! Bugünlerde 84 yaşında olan Greenspan'ın bizdeki "nesildaşı" politikacılarla olan tavır-üslup benzerliği dikkate alınınca, herhalde o jenerasyonun karakteristiği o tavırlar diye düşünmemek elde değil!

NY Times haberindeki şu paragrafı aynen almak lazım:

I’m in favor of tax cuts, but not with borrowed money,” Mr. Greenspan, 84, said Friday in a telephone interview. “Our choices right now are not between good and better; they’re between bad and worse. The problem we now face is the most extraordinary financial crisis that I have ever seen or read about.”

Koyu-italik kısmın meali şöyle:

"Şu an önümüzdeki seçenekler iyi ile kötü değil, kötü ile daha beteri arasında bir tercih yapmak. Şu an yüzyüze olduğumuz problem, şimdiye kadar yaşanmış ya da hakkında bilgi sahibi olunan en olağan dışı finansal kriz."

Greenspan'ın bu cümlesini, "dibi bulduk, kriz geçiyor, ikinci dip asla olmaz" falan diyenlere ithaf ediyorum!

21 Temmuz 2010 Çarşamba

"9 ayda 1 trilyon dolar - 200 yılda 1 trilyon dolar"




ABD'nin sadece son 9 (yazıyla: dokuz) aydaki borçlanması 1 trilyon dolar (rakamla: $1.000.000.000.000-) imiş!

"Ne olacak ki, büyük memleket, her şeyin ölçeği bize göre büyük" diyenler olabilir.
Ama aynı ABD'nin kuruluşundan itibaren Reagan dönemi dahil iki yüz (rakamla 200) yıllık geçmişindeki tüm borçlanmasının da ancak bu dokuz aylık borçlnma kadar olduğu düşünülürse?
O zaman da "ne olacak ki, matbaa onların elinde. Adamların parası rezerv para istediği kadar basar" diyenler çıkacaktır. Onlara cevabım da şu olur: ABD eğer önceki iki yüz yıllık dönemde de bu dokuz aylık dönemdeki gibi davransaydı, parası rezerv olamazdı. Önceki dönemlerde başkaları bol borç borçlanırken, ABD böyle fütursuzca borçlanmadığı (harcamadığı) için parası rezerv idi. Ama şu an ABD'nin de kendi parası rezerv olmayanlar gibi davranıyor. Bunun sonuçları olmaz mı?
Evet soru bu: 9 ayda 1 trilyon dolar borçlanan bir ülkenin millii parası daha ne kadar süre rezerv para kalabilir?
Hani bi söz vardır: "Bir an için herkesi kandırabilirsiniz, bazılarını sürekli kandırabilirsiniz. Ama herkesi her zaman kandıramazsınız."
Şu an sağlam rezerv para kandırmacasında hangi evredeyiz acaba?

4 Haziran 2010 Cuma

PIGS yetmedi, PIGSHIT yapalım!

Yunanistan'ın sendelemeye başladığı günlerde aynı ekibin (akıbetin?) diğer elemanlarını da ifade etmek üzere PIGS kısaltması türetilmişti:

Portugal
Ireland (and Italy?)
Greece
Spain

Bugün itibarıyla Macaristan'ın da kokusunun çıkmasıyla, anında kısaltma da revize edilmiş, PIGSHIT şeklinde.

Portugal
Ireland
Greece
Spain
Hungary
Italy
Turkey!

Hadi üsttekiler neyse de Türkiye'nin ne işi v ar o listede?
Acaba (ve temennimiz) bu kadar anlamlı bir kelime bir harf yüzünden eksik kalmasın diye mi?
Atalarımızın "shit yoluna kurban gitmek" dedikleri bu olmalı!
Clicky Web Analytics Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-Share Alike 3.0 United States License.