18 Temmuz 2012 Çarşamba
Archimedes'in "Lever"i Piyasalardaki Kaldıraç (Leverage) ise
"BANA BİR BANKNOT MATBAASI VERİN, DÜNYAYI YERİNDEN OYNATAYIM" (1-i) ---
--------------
Bu arada, bloga aylarca ara verdikten sonra, hatta bazı takipçilerin taleplerine rağmen ve etrafta her gün olan bloga konu olabilecek onlarca olaya rağmen tembelliği yenemezken, Arşimet'in meşhur sözünün beynimde yaktığı kıvılcım, bir anda éEvreka!é dedirtti ve uzun aradan sonra ilk yazıya vesile oldu. Hayırlı olsun.
30 Kasım 2011 Çarşamba
"ABD tarihinin En Büyük İflasları Listesi" Şimdilik!
Listeye şöyle bir göz atınca dikkat çekici noktalar var:
1- "En büyük iflaslar" listesindeki 11 şirketten sekizincisi, son bir ayda iflas etmiş. Önceki haftalarda iflas eden MF Global listeye 8 . sıradan giriş yapmış.
2- ABD tarihindeki en büyük 11 iflasın tamamı son 10 senede gerçekleşmiş! (tabi bunda doların reel değerinde son yıllarda daha fazla yaşanan düşüşlerin de şişirici etkisi var ama, nereden bakılırsa bakılsın, şirketlerin iflas rakamları büyüyor.
İddiamız şu: Önümüzdeki dönemde bu liste sıklıkla revize edilecek ve şu an "tarihteki en büyük batıklar" olarak listeye giren şirketlerin hepsi, Lehman dahil, bundan sonra yaşanacak iflaslar karşısında "küçük" kaldığı listeden çıkacak.
Hatta belki ileride medyada "tarihin en büyük devlet iflasları" listesini de görürüz!
İzleyip görelim!
26 Ekim 2011 Çarşamba
Papa: "Global MB Lazım" demiş. Tek Para lazım diyecek!
"Vatikan, ekonomiyi idare etmek için küresel kamu idaresi ve Merkezi Dünya Bankası kurulması dahil küresel finansal sistemlerde radikal reformlar yapılması çağrısında bulundu."
Bizim bazı gazetecilerin "Merkezi Dünya Bankası" diye çevirdiği şey, küresel bir merkez bankası. Zira, halen bi tane Dünya Bankası (Worldbank) var zaten, bir Bretton Woods kurumu olarak. Ama mevcut Dünya Bankası, Global Merkez Bankası fonksiyonuna sahip değil. Papa, küresel finansal sistemde revizyon ihtiyacının bir gereği olarak global merkez bankası kurulmasını öneriyor.
Peki o Global MB ne yapacak? Ya da 140 tane itibari milli para birimi dünya üzerinde mevcut iken (varolmaya devam edecekse!) Global MB ne yapabilir? Cevap veriyorum: Hiçbirşey! Global MB, Global bir para biriminin de mevcudiyeti halinde ihtiyaç duyulan bişeydir ve Global bir para birimi varsa işe yarar.
Biz de (Papa değiliz, sakalımız bile yok ama) yıllardır Global bir MB ve global bir para birimi lazım diyoruz. Papa şimdilik sadece ilk kısmını deklare etmiş, ileride ikinci kısmı deklare edenlerin sayısı da artacaktır şüphesiz.
28 Eylül 2011 Çarşamba
Yasak Kelimeler: resesyon, Goldman Sachs
Kaynak: Youtube
Dün BBC'ye çıkan genç bir trader, üç yıldır resesyon beklediğini ve dünyayı hükümetlerin değil Goldman Sachs'ın yönettiğini söyleme gafletinde bulunmuş. Dünden beri tüm internet medyası bununla çalkalanıyor. Hani, Tanzimat'tan sonra Osmanlı'da "gavura gavur demek" yasaklanmış ya, bugünlerde benzer bir şeyi finansal piyasalarda yapılan öngörülerde yaşıyoruz. O zamanlar yurdum insanı "ama o gavur, neden gavur diyemeyecek mişiz ki?" diye bu yasağa hayret ederken, bugünlerde de finansal piyasalardaki bu manzarayı ve mevcut verilerin işaret ettiği gidişatın resesyondan da öte depresyon, hatta "total crash" olduğunu düşünenler, bu görüşleri istediği kadar sağlam verilerle desteklensin, bunları açıkça dile getiremiyorlar. Dile getirilerse de söyleyenin burnundan getiriliyor.
Mevzuyu biraz açalım: Londra'da yaşayan Alessio Rastani isimli (anlaşılan çok kültürlü, +1 puan!) 34 yaşında bir trader önceki gün (26 Eylül 2011) BBC'ye çıkmış ve üç buçuk dakikalık bir videoda, bir trader olarak ekonominin gidişinin kendisi için önemli olmadığı, doğru yönde işlem yapılırsa düşüş dönemlerinde de para kazanılabileceği, üç yıldır resesyon beklediği, dünyayı hükümetlerin değil, Goldman Sachs'ın yönettiği türünden ifadeler sarfetmmiş.
Traderın söylediklerinden, özellikle "üç yıldır resesyon bekliyorum" ve "dünyayı Goldman Sachs yönetiyor" ifadeleri cımbızla seçilerek internet medyasında onu itibarsızlaştırmak için hızla kullanılmaya başlanmış. Adeta dünyadaki krizin (Rubini'den sonraki) en büyük müsebbibi olmuş bir anda. Anlaşılan birilerini çok rahatsız etmiş bu kelimeler.
Videoda söylediği "çöküş geliyor" ve "dünyayı Goldman yönetiyor" cümlelerine BBC'nin sessiz kalmasından dem vuranlar mı istersiniz, Alessio rastani piyasalar hakkında konuşmaya yetkin biri mi? diye BBC'ye kızan mı,
yoksa, bunları söyleyenin asında trader olmadığı, BBC'yi kandıran biri (hoax) olduğunu söyleyenler olduğunu aktaran mı,
hatta bu kişi ile "trader mı yoksa prankster mı?" diye röportaj yapan mı istersiniz. Ya da onu sosyopat hatta psikopat olarak niteleyen mi?
Trader da sonunda pes edip başka bir İngiliz kanalına verdiği röportajda, "kendisinin aslında trader olmadığınuı, sadece dikkat çekmeye çalışan biri olduğunu" söylemek zorunda kalmış! Bu da "bak gördünüz mü, bu adam trader falan değil, sırf dikkat çekmek için yalan söylemiş" diye pazarlanıvermiş! Böylece çöküş geleceği ve dünyayı Goldman'ın yönettiği ifadeleri de yalancı, birinin söylediği itibar edilmeyecek cümleler haline gelmiş. Her ne kadar dikkat çekmeye çalışan biri olduğunu söylediği röpörtajda "yine de söylediği her söylediği cümlenin arkasında olduğunu" belirtse de, manşete bu iafedeler değil, diğeri çıkarılmış, sözünüğn arkasında olduğu ifadesi ise, haberin en son cümlesi olarak, eğer o raya kadar okumaya devam edenler olursa sadece onların görmesi için bırakılmış.
BBC de ders almıştır, bundan sonra "piyasalar düşecek" diyen birini kolay kolay konuşturmaz! Zira piyasalar hakkında yorum yapmaya yetkin olanlar, sadece "yükselecek" diyenlerdir! Düşecek diyenlerin "piyasalar hakkında konuşmaya yetkin olup olmadığı" hemen tartışma konusu yapılıverir! Hatta bundan sonra BBC, TV'ye çıkaracağı kişilerin oturduğu evin kendisine ait olup olmadığını da kontrol eder belki. Zira Rastani'yi itibarsızlaştırma çalışmaları kapsamında, 34 yaşındaki bu gencin Londra'da kızarkadaşı ile birlikte yaşadığı ve oturdukları evin de kızarkadaşına ait olduğu da belirtilme ihtiyacı hissedilerek, "kendisine ait bir evde oturmayan biri finans piyasaları hakkında yorum yapabilir mi?" demeye getirilerek eleştirilmiş. (Oysa Batı'da gayrimenkul piyasaların gidişatını doğru öngören biri için rasyonel davranış, varsa sahip olduğu konutu satmak olmalıdır. İngiltere'de konut fiyat endekslerinin gidişatına bakan biri, konut sahibi olmanın o kadar da karlı bi şey olmadığını görebilir. Ama niyet bağcı dövmek olunca o bile gerekçe olabiliyormuş.)
Aslında bu kişi, "leading trader" adıyla bir web sitesi ve YouTube sayfası da olan ve buradaki yorum ve değerlendirmelerinden piyasaları yakından takip ettiği anlaşılan biri.
Bütün itibarsızlaştırma çabalarına rağmen bu videodan sonra "Londra'dan tanınmış kişi" olarak Facebook sayfasını bir günde 6 binden fazla kişi beğenmiş, Twitter'daki takipçileri 82 bin kişiye ulaşmış.
Google'a "Alessio Rastani BBC video" diye sorunca, bu sabah itibariyle 124.000 sonuç geliyor. Eminim, önümüzdeki günlerde bu sayı daha da artacak.
Aynen, Nesim Talib'in Siyah Kuğu'da bahsettiği durum gerçekleşiyor, Alessio Rastani için bugünlerde. Bakalım daha neler göreceğiz.
Oysa eleştirenler, Rastani'nin söylediğinin piyasa kurallarına gayet uygun olduğuna dikkat etmiyor . Söyledikleri gayet basit, "trader, sadece kazancına bakar. Yükselirken alarak, düşerken de satarak para kazanabilir" demiş. Zaten özellikle son 40 yılda "rasyonal insan" safsatasıyla pompalanan ekonomik davranış şekli bu değil mi?
Hani, hakim iktisat paradigmasına göre açgözlülük (greed) iyiydi. Herkes kendi kazancını maksimize etmeye çalışırsa toplam fayda da max. olurdu! N'oldu neoklasik iktisatın temel varsayımlarına? Rastani sadece Neoklasik iktisadın gerektirdiği şekilde davranıyor. Ama demek ki piyasacıların işine gelmiyor bugünlerde! Ne güzel serbest rekabet değil mi? Yükseliş demek serbest, düşüş demek yasak! Bakalım ne zaman ve kim "kral çıplak!" diyecek!
Demokrasinin ABD'de liberalizmin beşiği sayılan New York'da bugünlerde Wall Street'e karşı barışçıl gösteri yapmanın bile yasaklanmasına şaşırmamalı. Wall Street'te gösteri yapan onlarca kişinin gözaltına alınması ile piyasalar düşecek diyen kişinin tefe konulması aynı güç odaklarının icraatı netekim.
Wall Street'te bugünlerde neler olduğunu merak edenler OccupyWallstreet sitesinden takip edebilirler. Bugün bi yerde "Wall Street herkese karşı" diyordu. Çok doğru. "Bu bir sınıf savaşıdır" diyen ünlü finansçı da haklı çıkacak, malesef.
Çin'de ilk "altın bankomatı" faaliyete geçmiş.
Kaynak: news.asiaone.comBusinessinsider'da yer alan habere göre, Çin'de ilk altın bankomatı faaliyete geçmiş.
Haber, (muhtemelen ABD'de yer alan) iPhone bankomatından daha ilginç bir bankomat türü olması kapsamında ele alınmış.
Haberin kaynağını oluşturan asiaone'daki haber daha fazla detay içeriyor.
Çin'in başkentinin populer bir caddesinde geçtiğimiz Cumartesi günü faaliyete geçen bu bankomattan, kredi kartı veya nakit karşılığı, piyasa fiyatı üzerinden 2.5 kg'a kadar altın satın alınabilecekmiş. Bu bankamotalrı yerleştiren banka güvenli noktalara başka bankomatlar daha koyacağını açıklamış ama sayısını söylememiş.
Haberde ayrıca, Çin'de ilk kez faaliyete geçen bu altın bankomatının örneklerinin daha önce İngiltere, ABD, Ortadoğu ve Avrupa'da bulunduğu belirtiliyor. Bildiğim kadarıyla Türkiye'de en az bir katılım bankasının bankamatiklerinden altın satış yapılıyor ve başka bankalar da bu konuda çalışma yapıyor.
Diğer taraftan, yukarıdaki haberi okuduğum gün bizim medyada da "çeyrek altının yarısı (0.125'lik altın) üretilecek" şeklinde haberlerin (örneğin; Zaman, finansgundem.com) çıkması da ilginç bir tesadüf oldu. Çeyrek altının bile 188 TL'ye ulaşması nedeniyle düğünlerde altın takamayanlara yardımcı olmak için, Meclis'ten gerekli onay alındıktan sonra Darphane Genel Müdürlüğü tarafından onun da yarısı üretilecekmiş. Böylece düğünlerde 80-90 TL karşılığı altın takma imkanı bulunabilecekmiş.
Bu haberlerin benim ilgili olduğum tarafı şu: Koskoca FED başkanının "altın para değil" dediği günlerde (ona göre sadece boyalı kağıtlar paraymış!), birçok merkez bankası rezervlerini FED başkanına göre para olmayan sarı metale yatırıken, para olmayan o ürünün dünya üzerindeki talebi hızla artıyor, öyle ki bankamatiklerden bile satın alınabiliyor, altına özel bankomatlar bile üretiliyor. Hatta daha küçük paralarla satın alınabilmesin diye küçük altının daha da küçükleri, diğer bir ifadeyle "yeni kupürleri" üretiliyor.
Bütün bu gelişmeler neden acaba? O yeşil boyalı kağıtların miadının yaklaşmasından olmasın?
21 Eylül 2011 Çarşamba
S&P TR'nin "yerli para" cinsinden notunu artırmış!

"S&P, gözümüzü boyamayı seçti TL notumuzu ‘A-3’e yükseltti"
6 Eylül 2011 Salı
Flash haber: İsviçre Frankı Euro'ya sabitlenmiş!
FT, SNB'nin bu hareketine "Euroquake" adını takmış! FED harıl harıl para basarken diğerlerinin boş durması ayıp oluyordu. Şimdi SNB'nin de karşılıksız Frank basmak için yeni bir mazereti oldu. "Napalım, pariteyi 1.20'de tutmak için "ne gerekiyosa yapıcam" diye söz verdim, onun için basıyorum valla billa" diyerek basabilir karşılıksız frankları.
Peki bu karşılıksız frankları ne için basacak? Karşılıksız basılmış euro ve dolarları elinden çıkarmak isteyenlerin verecekleri başka kağıt paraları almak çin! O kağıt paraları alınca ne yapacak? Gidecek İtalya, İspanya, hatta Yunanistan gibi ülkelerin bastıkları devlet tahvillerini (yani başka kağıt parçalarını!) satın almak için kullanacak. Yeterince kafa karıştırucı mı? Kısaca, herşeyin kağıttan (kağıttan kaplan, kağıttan ev, kağıttan yangın merdiveni...) olduğu bi dünya düşünün, aynen öyle bir şey! almanya'da 1923-24'deki hiperenflasyon sırasında memlekette para basacak kağıt kalmadığı söylenir. Yine öyle bi döneme mi gidiyoruz yoksa?
Bu arada, dünyanın rezerv parası hala, her şeye rağmen USD iken ve EUR için bazı malum AB ülkeleri yüzünden bi sürü kişi "gidici" gözüyle bakarken, neden Euro'ya peglemiş ki, dolar dururken! Tamam AB ile ekonomik ilişkileri daha fazla ama eğer Euro gidici ise, bunu bile bile yapılacak hareket mi? Yoksa "gidici" olduğu mu abartılıyor?
Ayrıca hani esnek döviz kuru her derdin devası idi, kutsaldı. İsviçre'nin bu yaptığı caiz midir, Neoklasik iktisatın kitabında? Bu gidişle, 20. yy hakim iktisat teorisinin tabularına aykırı daha çok hareket göreceğiz gibi görünüyor. Şu ekonomi bilimi hakikaten ilginç bir dönemden geçiyor. "Güvenli liman" diye dolar ve eurodan kaçanlar CHF'ye sığınıyordu. Şimdi onun da sahibi "1.20 kuru korumak için ne gerekirse yapıcam" diyor. Herşeyin kağıttan üretildii bir ortamda iddialı bir laf! Değerlerin kağıt üzerine yazarak "yaratılabildiği" bir ekonomik sistemde "piyasa"lar sever bu tür lafları yedirmeyi. İzleyelim!
Darısı USD/EUR başına!
Henüz bu çok uzak görünüyor. Zira her gün global piyasalarda triyonlarlarca dolar işlem yapılıyor bu pariteler üzerine. Birileri batarken sınırlı sayıda birileri köşe oluyor. Ama bu seviyede dalgalanmalara uzun süre zavallı dünya ekonomisinin dayanması mümkün değil. Bakalım ne zaman göreceğiz, USD/EUR sabitleme çalışmalarını.
Nitekim USD/EUR sabitliği, Robert Mundell'in global piyasaların istikrarı için son yıllarda defalarca dile getirdiği bir durum. Belki sonund aklı selim galip gelir. ama o zamana kadar çok canların/ekonomilerin yanması gerekecek anlaşılan...
ILO: "Ücret artışı oluyor ama deflasyon riski berdevam"

Kaynak: Reuters.com
Reuters'de aylar önce geçmiş bir haber yeni dikkatimi çekti. Yazı şu:
Wage growth recovering, deflation risk remains - ILO
Wed Dec 15, 2010 10:21am EST
* Global real wage growth in 2009 only 1.6 pct
Yukarıdaki haritanın da eklendiği sözkonusu haberde özetle; Birleşmiş Milletler (UN) Çalışma Teşkilatı'nın (ILO) yayınladığı bir rapora göre, ücretlerde iyileşme varmış ama hala birçok ülke için deflasyon riski devam ediyormuş.
İktisadi hastalıkların sadece enflasyon ya da deflasyndan ibaret olduğunu düşünmeyenler için, iktisatta bu durumun bir adı var aslında: STAGFLASYON!
Raporda, resesyonun, sadece işini kaybeden milyonlar için kötü olmadığını, işini kaybetmese de alımgücü gerileyen çalışan kesim için de kötü olduğu belirtiliyormuş. İşte stagflasyonun en kötü tarafı bu. Bir tarafta işini kaybedenler artarken, iş sahibi olanlar bile fakirleşirler.
Her ne kadar mainstream medya ve kanaat önderleri nezdinde henüz bu kelime tabu olsa da, fiiliyatta adım adım yaklaşıyoruz. Malesef!
25 Ağustos 2011 Perşembe
JPMorganChase, BofA'yı 1 hafta içinde satın alabilirmiş
İlave olarak bugün de Warren Buffet'in BofA'ya "iyi yönetildiği için" 5 milyar dolarlık bir yatırım yapabileceği haberi duyuldu piyasada. Anlaşılan BofA'nın yüzünü artık makyaj kurtarmıyor. Birilerinin koltuk değneği uzatabileceği haberleri ile gaz vermeye çalışıyorlar.
BofA, son yılların moda ifadesi ile TBTF, yani batırılamayacak kadar büyük bir banka kabul ediliyor. Zaten son günlerdeki destek açıklamaları hep bu nedenle. Sonuçta JPMorganChase ile birleşerek ömrünü tamamlayacaktır. Anlaşılan, o tarih yaklaşmış. Muhtemelen daha sonra (ben max. 2 yıl diyorum!) JPMorganChaseBofA da başka bir banka ile birleşecektir.
ABD'de şirket birleşmeleri bize göre daha yaygındır. Hatta bu konuda bir enstitü dahi kurmuşlar (Bkz. Institute of Mergers, Acquisitions and Alliances, IMAA). Özellikle bankalarda çok yaygın bu birleşmeler. ABD'de 1930'lardan beri yapılan banka birleşmeleri listesi incelendiğinde ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir. ABD'de 1929 Buhranından itibaren bugüne kadar 159 kez banka birleşmesi yaşanmış. JPMorganChase'in birleşmeleri de tam 35 tane! Mesela, 2000 yılında Chase Manhattan JPMorgan ile birleşerek bugünkü unvanı oluşturmuş. En son 2008 yılında BearStearns ve Washington Mutual da JPMorganChase bünyesine katılmış ancak bunlar unvana eklenecek kadar önemli bulunmamış. Yoksa şimdiki unvanı en azından JPMorganChaseBearStearsnWashingtonMutual gibi bi şey olurdu! FirstOne, Chemical Bank, First Chicago, NBD, Manufacturers Hanover Trust, New York Trust gibi bankaları saymıyorum bile. Hiç değinmediğim diğerleriyle birlikte hepsi şu an JPMorganChase bünyesinde. Buna şimdi bir de BofA katılacakmış.
BofA'nın geçmişteki birleşmeleri ise JPMorganChase'den da fazla, tam 43 tane! Hatırlanacağı üzere en son 2008 Lehman Krizi döneminde MerrillLynch, ondan bir sene önce de USTrust katılmıştı BofA bünyesine. Ondan önce de LaSalle, FleetBoston, SummitBancorp, StandardFederal, BankAmerica, NationsBank gibi 40'tan fazla birleşme sonuçta bugün BofA dediğimiz bankayı yaratmış. Şimdi bu ikisi de birleştiğinde, geçmişteki 78 müteveffa bankanın toplamı olacak.
Soru şu: bu birleşme ABD ve dünya ekonomisi için iyi mi olacak? ABD'de bankaların TBTF olmalarının yarattığı sıkıntılar giderek daha fazla tartışılırken, eski politikaya devam edip daha da büyük bi tanesini yaratmak mantıklı mı? (Rekabet Kurulu izninden endişe etmeye gerek yok, zira bugünkü yapı bile rekabete yeterince aykırı aslında!) Böylece BofA'nın bugün batması engellenmiş olacak ama sorun çözülmüş olacak mı? Bu şekilde BofA kurtulmuş mu olacak, yoksa sorun halının altına atılan pislikler nedeniyle yarın daha büyük bir şekilde mi ortaya çıkacak? Zira halının da pislikleri gizleme kapasitesi sınırlı. Sonunda halının altı pislikleri örtemeye yetmeyebilir!
İki kötüyü birleştirmek, kolay çözümmüş gibi Lehman'dan beri bu ABD'de bir trend haline geldi. "Gidici" hale gelen banka hemen başka bir banka ile birleştiriliyor. hemen her hafta batan küçük bankalarda da bu yapılıyor. Mesela ABD'de sadece geçen hafta (19 Ağustos 2011) üç yerel banka daha battı ama artık bu konu haber dahi olmuyor! Onlar da daha büyük bir bankaya devredilerek tasfiye ediliyor. Ama onların batıkları sadece milyon dolar seviyesinde ve devralan daha büyük banka için bu rakamlar ciddi risk değil. Ama JPMorganChase ve BofA gibi büyüklüklerden bahsederken, aynı modeli düşünmek biraz zor. Zira BofA dev ve JPM'nin kendi durumu da o devi kaldırabilecek durumda değil. İleride görürüz. Zaten anlaşılan ABD hükümeti bu yeni bankaya acilen 100 milyar dolar kredi verecekmiş. Anlaşılan, "bi şekilde" para vermek istiyorlar ama batacağı kesin olan bi yere durup dururken para kaptırmış olmamak için, önce birleşin, sonra para verelim demeye getiriyorlar! Sadece Lehman'a yapılmadı o kıyak. O da snobluğunun cezasını çekti sanırım.
Ancak, hali hazırda ABD bankalarının hemen hemen hiç birisi "sağlam" olmadığına göre, çözüm niyetine bu yaklaşım devam ederse, yavaş yavaş tüm ABD bankalarının tek banka çatısı altında toplanması gerekmeyecek mi? Bu gidişle sonuçta;
"JPMorganChaseBofAMerrillGoldmanCitiBankofNYMellonWellFargoPNC"
gibi bir banka kurulmuş olacak ABD'de. Böylece, TBTF bankalar sisteme zarar vermeden teker teker tasfiye edilmiş olacak ama, sonuçta elde kalan ne yapılacak? Bu sefer de yaşatılamayacak kadar zombi (Too-Zombie-to-Survive, TZTS) başka ve daha tehlikeli bir yaratık üretilmiş olacak! Sonuçta, sektörün en büyük oyuncularından biri battığı için sarsılmasın diye uğraşılan sistem, sadece tek banka battığı için tümden çökecek!
Bu yapılan, domino etkisini engellemenin Amerikanvari yolu! Sonunda (sadece tek taş kalacağıiçin!) domino etkisi olamayacak. Ama sadece o tek taşın yıkılması sistemin yıkılması anlamına gelecek! Bu yöntemi tercih edenler domino etkisini engellemiş olabilirler ama mukadderatı, çöküşü engellemiş olmuyorlar, sadece geciktiriyorlar. Bu geciktirmenin bedeli de, maliyeti yükseltmek olacaktır.
Şu an JPMorganChase ile BofA'yı birleştirerek yapılmaya çalışılan, iki kötüden bir iyi (double negative’den pozitive) yaratma ümidi! İki çürük elmadan tek sağlam elma çıkar mı? Ya da iki küçük elmas (elmas bile olsa!) tek büyük elmas eder mi?
Aynı durum 2001 krizinde TR'de de yaşanmıştı. O dönem bankacılık otoritesi bazı zayıf bankaların birleşmesine izin vermiş (mesela Garanti, Osmanlı Körfez) ama bazılarına izin vermemişti.
Mesela Çukurova grubu YKB ile Pamukbank'ı birleştirmek istemiş ama idari otorite “iki kötüden bir iyi çıkmaz” diyerek bu birleşmeye sıcak bakmamış ve sonuçta Pamukbank batmış, YKB de Koç-İtalyan grubuna satılmıştı.
Bakalım JPMorgan Chase’in BOA’yı satın alması ikisini de kurtarmaya yetecek mi? Biraz daha bekleyip görelim!
Batırılamayacak kadar büyük (TBTF) bankaları birleştirip, yaşatılamayacak kadar batık (TZTS) ve absürd bir yapıya sokmak da kapitalizme Amerikalıların katkısı olarak tarihe geçecektir.
23 Ağustos 2011 Salı
Altından daha iyi iki yatırım aracı
Kimse altını ciddiye almazken altından bahsetmiş bi kişi olarak, bugün artık altın değil, "altından daha iyi (hem de bir değil,) iki alternatiften bahsetmek istiyorum.
İlki, altının komşusu gümüş. Nedeni de basit: Tarih boyunca altın/gümüş paritesi 1:15 civarında seyretmiş. Hala 40 civarında. Bu rasyo önümüzdeki dönemde 40'ın altına inecek ve hatta 15'e yakınsayacaktır. Özetle, bugün 40 gram gümüş verilerek 1 gram altın satın alınabiliyor. Gelecekte ise 20 gram gümüş verilerek 1 gram altın alınabilecek. Öyleyse, bugün 1 gram altın almak yerine 40 gram gümüş almak daha mantıklıdır. Zira gelecekte o 40 gram gümüş ile 2 gram altın alınabilecektir!
İkincisi: tarım arazisi! Altın kağıt paraya göre neden daha iyidir? Çünkü kağıt para miktarı kolayca artırılabilir, altın miktarı ise artırılamaz. Ayrıca kağıt para kolayca yok olur (yanar, yırtılır), ama altın yok olmaz. (Bütün bu duruma rağmen hala kağıt paraya itibar edenleri anlamak mümkün değil benim için!)
Ama altın da yenmez! Altının kağıt paraya karşı olan üstüklerinin tamamı, tarım toprağında da vardır. Onun da miktarı artırılamaz, hatta (şehirleşme ve sanayileşme nedeniyle) sürekli azalır (belki ormanlar yakılarak elde edilebilir ama onun da maliyeti vardır! Kaldı ki dünyanın yüzölçümü belirli. Milyonlarca yıldan beri sabit. Fakat o sabit toprak parçası üzerinde yaşayan ve giderek daha fütursuzca tüketen insanoğlu sayısı ise sürekli artmakta). Buna karşılık, yok olmayan tarım toprağının kalitesi erozyon nedeniyle düşmekte.
Ayrıca tarım toprağının altın karşısında önemli bir üstünlüğü vardır: altın insanoğlunun karnını doyurmaz ama toprak karın doyuran ürünlerin yetişmesini sağlar. Dolayısıyla tarım toprağı bugünlerde en dalgalı taraflarını tecrübe ettiğimiz finansal terör çağında fazla ciddiye alınmasa da yakın gelecekte mecburen daha fazla ciddiye alınacaktır.
Bu konuda ufak ufak haberler de görünmeye başladı. Mesela;
What's More Reliable Than Gold In An Economic Crisis?
Taşı toprağı altın!
Dünyadaki yatırım çılgınlığı Türkiye'yi de etkisi altına aldı
Bugünlerde "biz şehirliyiz. tarım alt kültürlerin işi. Biz toprağı ne yapalım?" diyenleri bi kaç yıl sonra görürüz. O tipler bugün altına saldırdıkları gibi, o dönem geldiğinde de toprağa saldıracaklarına bahse girebilirim!
Edit (24 Ağustos 2011):
Bugün itibarıyla Türkiye'de, dönümü 1.000 TL (yani netrekaresi 1 TL)'ye tarım toprağı satın alınabiliyor. İsteyen http://www.sahibinden.com/ 'dan bakabilir. Düşünebiliyor musunuz, İstanbul'da birçok yerde 1 çay bile içilemeyen fiyata yeryüzünde dikili bir ağaca sahip olmayı sağlayan 1 m2 toprak satın alınabiliyor. Ya da şöyle diyeyim: Türkiye'de asgari ücret düşük deniyor ama o düşük asgari ücretle bile hala Türkiye'nin birçok yerinde 1 dönüm tarım toprağı alınabiliyor İnanmayan Çanakkale, Afyon, Burdur civarında dolaşsın. Hatta Trakya'da bile dönümü 1500, 2000 liraya tarım toprağı hala var. Daha doğuya gitmeye gerek bile yok!
İddiam şu: Birkaç yıl sonra, "daha birkaç sene önce dönümü 1.000 liraya toprak vardı. Almadık o zamanlar, halt etmişiz" lafları sıklıkla ve pişmanlıkla tekrar edilecek.
Marc Faber'in lafını daha önce blogda bi yerlere yazmıştım, gelecekte Wall Street'tekiler traktöre, çiftçiler Lamborghini'ye binecek demişti. Keza, Wall Street'tekiler içini, hemen Iowa'lı bi çiftçinin kızıyla evlenme ve toprak işlemeyi öğrenme gibi önerileri de vardı.
Acelemiz yok, yaşayıp göreceğiz!
Bu arada şehirli dostlar, "biz topraktan ne anlarız, ne yapacağız ki onu?" diyebilirler. Cevabım şudur: altın aldığınızda ne yapıyorsunuz? Sırf altın aldınız diye ilave bir şey yapmak gerekiyor mu? Bi yere atıp unutuyorsunuz. Toprağı da alın ve unutun. bırakın oradaki köylü, eski işlesin, zaten işlediği için zarar edecek! Vakti gelince yapacak şey bulursunuz!
22 Ağustos 2011 Pazartesi
Sorun fiyatlarda değil, "para"da!
Özetle, ABD madeni paralarının içeriği dolar değer kaybettikçe değiştiriliyor. Ancak bugün itibarıyla bazı madeni paraları basarak ABD Darphanesi zarar ediyor! O nedenle yakında yeni madeni paraların gündeme gemesi kaçınılmaz. Artık nasıl pazarlanacak bu değişim gereği, göreceğiz.
Daha önce belirttiğim üzere, ABD madeni paralarının günlük değerlerini gösteren web siteleri var. Mesela www.coinflation.com
Kağıt para için gerek yok, onu zaten başta altın ve gümüş olmak üzere, tüm emtia fiyatlarından her gün görüyoruz! Kaldı ki, itibari kağıt paranın kendisinin zaten hiçbir değeri yok ki!
Yukarıdaki fotoğraf için çok şey söylenebilir. Hatta tartışmaya referans olarak bu resmi alıp uzun uzun çok daha anlamlı kriz muhabbetleri yapılabilir. Şimdilik sadece not düşüyorum. Gerektiğinde referans olarak hatırlanmak üzere...
15 Ağustos 2011 Pazartesi
Buldum! ABD ve halen AAA'ya sahip ülkelerin notu korunabilir!
Neyse efendim, ben ABD ve sırada diken üstünde bekleyen başta Fransa olmak üzere, henüz AAA notuna sahip tüm "Batılı" ülkelerin derdine derman olabilecek bir çözümü buldum. Önerdiğim çözüm sayesinde bugün AAA notuna sahip ülkeler, ekonomik olarak istedikleri kadar saçmalasalar da, hatta iflas etseler de AAA notlarını ilelebet koruyabilirler. Önerim gayet basit: rating firmalarının not sistemleri değiştirilsin, en yüksek not AAA değil de örneğin şimdilik 5A (AAAAA) olsun, Migros gibi! Böylece hala AAA notuna sahip ülkeler de vasat bir perfomans ile o çok önem verdikeleri ve kaybetmemek için her tür numarayı çevidkleri AAA notuna sahip olmaya devam edebilirler!
Tabi bu çözüm de ancak bi süre idare edebilecektir. Bi kaç yıla kalmadan bu "20. yüzyılın dev ama 21. yüzyılın cüce ülkeleri" için 5A üzerinden 3A da fazla yüksek kalacaktır. O zaman da en üst not, örneğin 10A (AAAAAAAAAA) olarak güncellenir ve bu ülkeler AAA notlarını korumaya yine devam ederler!
Mevcut trendin devamı halinde, bir süre sonra 10A üzerinden 3A da muhakkak yetersiz kalacaktır (Bkz. Yunanistan). Demokrasilerde çare, insanoğlunda numara bitmez. O zaman da 20A, 50A, 100A şeklinde devam edebilir. Hatta rakamlar fazla büyüdüğü zaman da (aynen paradan sıfır atılması gibi) 100A = 1B şeklinde bir tanım yapılıp, sonraki notlar B üzerinden verilebilir. Tabi, söylemeye bile gerek yok ki, bugün itibariyle AAA notuna sahip ülkeler o notlarını koruyacaktır!
Enflasyon sadece itibari milli paralar istismar edildiğinde (karşılıksız basıldığında) mı olur sanıyorsunuz? Görüldüğü üzere, istismar edildiği zaman itibari milli notlarda da olur!
Şu buluşumun patentini mi alsam acaba?
11 Ağustos 2011 Perşembe
"Altında yaşanan çıkış Bernanke’yi sevindir"miş!
"Başçı: Asıl risk deflasyon" demiş. Hayır: STAGFLASYON
Bloomberge'e konuşan TCMB Başkanı Başçı, "ekonomi önündeki asıl engelin enflasyon değil, deflasyon" olduğunu söylemiş.
Söyledikleri kısmen doğru. Ya da gözü kapalı insanların el yordamıyla file dokunarak yaptıkları tahmin kadar doğru. Zira mevcut konjonktürde karşılıksız paralar (kağıt oldukları için de kolayca) havada uçuşurken ve karşılıksız para basma politikasının devamının gelmesi de kaçınılmaz iken, sorunun sadece deflasyon olarak kalması mümkün değil. Malesef!
Başçı'nın sorun deflasyon demesi, gözü kapalı birinin filin sadece hortumuna dokunarak "bu bir yılan" teşhisi koyması kadar isabetli. Sadece filin ayaklarına dokunan birinin de "bu bir ağaç" demesi gibi.
Peki gerçek kaçınılmaz akıbet ne? Enflasyon ve deflasyonun birlikte bulunduğu durum: STAGFLASYON!
Gerekçesi basit: Başçı'nın "sorun deflasyon" derken kastettiği sorunlar ile AB ve ABD MB'larının fütursuzca karşılıksız para basmasının yaratacağı enflasyon toplanınca, sonuç. STAGFLASYON çıkıyor!
Başçı'nın sözlerini ben "deflasyon, enflasyondan daha kötü bir hastalıktır" anlamında yorumladım. Bu bakımdan haklı. Bizim yıllarca yaşadığımız enflasyon, iktisadi hastlıkların en basit ve en az acılı olanıdır. Deflasyon, enflasyondan daha kötü ve tedavisi daha zor bir iktisadi hastalıktır. Stagflasyon ise, her ikisinden de daha kötüdür. Temenni ettiğim için değil, ama korkarım önümüzdeki durum stagflasyondur. Ancak semptomların sadece bir kısmı dikkate alındığında, enflasyon veya deflasyon gibi hatalı teşhis durumları ortaya çıkmaktadır.
Bekleyip görelim!
9 Ağustos 2011 Salı
Tüm dünya borsaları birden neden düşüyor?
Eğer bazı veri durumlar dikkate alınırsa, esasen bütün bunlar anlaşılmaz şeyler değil:
1- Tüm dünya borsaları Global Finansal Çetenin kontrolundadır.
2- Global Finansal Çete, FED'in haziran ayında biten QE2'den sonra karşılıksız dolar basmaya devam etmesini istemektedir. ABD hükumeti doğal olarak daha fazla karşılıksız dolar basılmasını istememektedir. Zira mızrağı çuvala sığduırmak gittikçe zorlaşmaktadır. Ancak kendi kişisel menfaatleri karşısında değil dünyanın geri kalanının (ROW) menfaatleri, ABD'nin milli menfaatlerini dahi önemsemeyen bu tipler için, hayat-memat meselesi olan ucuz paraya ulaşmak için, gereken her şey caizdir.
İddiam şu: global piyasalardaki bu çalkantı, FED'i "QE3"e ikna etmek için global finansal çetenin bir şantajıdır.
Peki ne zamana kadar devam eder? cevabı basit: QE3 kararı alınıncaya kadar tabi ki!
Önümüzdeki haftalarda izleyip görelim!
Nitekim global finansal çetenin bir numaralı adamı Greenspan, "sorunları aşmakiçin FED'in para basması lazım" demeye başlamış bile. Bu şahsı Global finansal çete Maestro falan diye pohpohluyor ama, bu yaşta, bu halde hala bunları söyediğine göre, muhtemelen sonraki nesiller onu "20. yyın John Law'u olarak "takdirle" anacak!...
Global finansal çete yok, etkin piyaalar teoremi geçerli diye düşünen Polyanna'lar hala varsa, onlara da herhangi bir açıklama yapmak yerine, biraz daha sabretmelerini tavsiye ederim ancak... Bugünkü algılamalarımızın önümüzdeki yıllarda ne kadar değiştiğini görmek çok ilginç olacak.
S&P ABD'nin Kredi notunu (nihayet!) AA+'ya indirdi!
konuda biz de ahkam kesmezsek olmaz!
Geçen cuma akşamı Amerikan rating kuruluşu SP ABD'nin uzun vadeli kredi notunu doksan küsur sene sonra ilk kez AAA seviyesinden AA+ seviyesine indirdiğini açıkladı. Zaten bu açıklama öncesinde tüm dünya borsaları inişe geçmişti (tüm dünya SPK'larına iyi iş yükü
çıkar bu işten. Global insider trading!), bu hafta başından beri de piyasalardaki çöküş aynen devam etmekte. Son yıllarda bol keseden basılan karşılıksız dolarlar sayesinde sadece güneşli günlere alışkın olanlar, bugünlerde biraz yağmur görünce şaşkın vaziyetteler. Oysa bu blogda
tarihe not düşmeye çalıştığımız noktalar dikkate alındığında hiç de şaşırtıcı değil son günlerde olanlar. Hatta şunu da çok rahat iddia edebilirim ki, bunlar daha iyi günler! Öyle olmasını istediğim için değil, ama mevcut semptomların işaret ettiği hastalığın sonraki aşamaları kaçınılmaz bir şekilde onu gerektirdiği için...
S&P, ABD'nin kredi notunu indirmeden önce "görünümünü negatife almış"tı zaten. "Ben demiştim" demeyi sevmem (zira Cassandra Sendromu gereği o lafın söylendiği an, acının üçüncü kez yaşandığı zamandır). Ancak bu blogda 19 Nisan 2011'de düştüğüm notta, zaten bu indirimin %100 olduğunu yazmıştım. Hatta beklenenden bile erken oldu!
Standart and Poors dün sürpriz yaparak ABD'nin kredi görünümü negatife çevirmiş. ABD, AAA notuna sahip olanlar içinde, negatif görünümlü tek memleket olmuş!S&P'nin açıklamasından beri ABD yetkilileri ve kraldan çok kralcıların tepkileri, S&P'nin burnundan getirmiştir bu kararı. Adeta bir dövmedikleri kaldı. Not indirimini geri alması için ümitsizce baskı yapıyorlar. S&P de mahcup bir şekilde, "ABD bütçe açığını azaltırsa, mali dengesini kurarsa, kararı geri almayı düşünürüz" falan demek zorunda kalıyor. Bugünlerde herkes kralın çıplak olduğunu görmek yerine, S&P'ye yüklenmeyi tercih ediyor. Not indirerek S&P'nin itibar kaybettiğini söylüyorlar. Onu zaman gösterecek. Ben yukarıdaki alıntıda koyuya boyadığım ifadenin hala arkasındayım. Ama onun da doğruluğunun teyidi için zaman lazım. (Yine Cassandra Sendromu!)
Dikkatinizi çekerim, herangi bi memleket değil, dünya tarihinin 20. yüzyılına damga vurmuş, halen de rezerv para biriminin sahibi olan ülkenin kredibilitesinden bahsediyoruz.
Bu hareketi farklı yorumlayanlar var. Bazı dostlar, S&P'nin yanlış yaptığını, fil ile pireyi aynı kefeye koyduğunu ve bu nedenle S&P'nin kredibilite kaybedeceğini düşünüyor. Bana göre ise bu hareket, artık mızrak'ın çuvala sığmadığının göstergesi. Yine bana göre, S&P bu konuda öncü olduğu için kredibilite kaybetmez, bilakis kazanır. Zira, er geç diğerleri de aynı hareketi yapacak! S&P, ratingcilerin klasik haraketi olan çok geç kalmayı, ABD konusunda diğerlerine nazaran biraz daha kısa tutmuş oldu.
Eğer S&P'nin bu kararı, gelecek yıl yapılacak Amerikan başkanlık seçimlerinde Obama'yı bitirmeyi planlayanlara destek olma amacı taşımıyorsa (olamaz mı diyorsunuz?), bugünlerde S&P yetkililerinin yerinde olmak istemezdim. Hırsıza neden çaldın diye sorulmayıp, polise neden yakaladın diye kızılmasının acısını bilirim.
Bu not indiriminin fiilen fazla etkisi olmamasına rağmen bu derece sert tepki verilmesinin bir nedeni de, bence, Moody's ve FITCH'in kulağını yol yakınken çekmek için. Bu şekilde onları sindirerek, S&P'nin ardından gitmelerini engellemek giderek daha önemli hale geliyor. Zira, tek rating firmasının verdiği not, yatırım kararlarında yeterli olmuyormuş, en az iki firmanın o notu vermesi gerekiyormuş. Dolayısıyla, Moody's ve FITCH'in notları AAA seviyesinde kaldığı sürece sorun yok. Şu an bütün strateji, bir taraftan S&P'yi itibarsızlaştırırken, diğer taraftan da diğer iki Amerikan rating firmasının not indirmesini engellemek şeklinde görünüyor.
Aslında bu kredi not hikayesi de Batı'nın ne kadar benmerkezci ve dar görüşlü olduğunun yeni bir göstergesi oldu. Zira dünyadaki rating firmaları ABD'nin üç silahşorlarından ibaret değil. Kendilerinden olmayanları adam yerine koymayıp itibarsızlaştırarak sadece kendi borularını öttürmeyi bugüne kadar başardılar ama bundan sonra işleri daha zor. Zira artık güç dengeleri değişiyor.
Mesela, geçen hafta (3 Ağustos 2011 tarihinde) S&P'den önce, Çin'li rating firması Dagong, ABD'nin kredi notunu A+'dan A'ya indirmiş ve görünüm nehatif demişti. (Çinli ratingçi nezdinde ABD'nin itibarı bu indirim öncesinde de AAA değildi!) Bu indirim hakim medyada küçük haberlere konu olsa da üzerinde pek durulmadı. Hatta, bu indirim haberi, "ABD'nin borç tavanı artırılmasına rağmen" ve "Moody's ve FITCH'in AAA'yı teyit etmesine rağmen gelmesi detayları ile birlikte verilerek, klasik itibarsızlaştırma politikası da uygulanmıştı. Hatta bizim yerli medyada bile "Komunist Çin'in rating firması bağımsız olur mu?" sorusuyla birlikte verilerek Amerikan ağzı tercih edilmişti.
Ancak zaman geçtikçe görülecek ki, esasında Çin'li rating firması, yaptığı işte ABD'nin "bağımsız" üç silahşorlarından çok daha başarılı. Zira birkaç yıl sonra geriye dönük yapılacak bir çalışma ile, Çin'li firmanın verdiği notların, ABD'li "bağımsız" ratingçilerin ilerleyen zamanlarda kaçınılmaz bir şekilde vereceği notlara öncü gösterge olduğu ortaya çıkacak. Diğer bir ifade ile, ABD'nin "bağımsız" rating firmaları da her zamanki gibi gecikmeli şekilde Çin'li firmanın verdiği notları verecekler. S&P'nin yaptığı, sadece bu gecikme süresini bu defalık biraz kısaltmaktan ibarettir.
Şimdi merak edilen, AAA ratingini kaybedecek sıradaki batılı ülke hangisi olacak? Fransa'nın AAA derecesinin tehlikede olduğuna ilişkin haberler şimdiden çıkmaya başladı bile. İngiltere de ABD ile her zaman beraber olmuştur. Anglo-Sakson dayanışması gereği, anca beraber, kanca beraber! İzlemeye devam edelim. Çok heyecanlı...
Bu yazıyı da 19 Nisan 2011 tarihli yazının son cümleleri ile bitireyim. S&P'nin %33 ihtimal verdiği durum, sadece üçbuçuk ayda gerçekleştimiş oldu!
S&P %33 ihtimal vermiş downgrade için. El-Erian %50 ihtimal vermiş. Ben %100 diyorum. Şu an yapılan sadece vadeyi uzatmak, mukadderatı geciktirmeye çalışmaktan ibarettir. Ama kadere faydası yoktur! Sadece o arada birileri topu
başkalarının kucağına bırakacak zaman kazanır ve asıl sorumlular kendilerini kurtarmaya çalışırken dünyanın ödeyeceği maliyeti büyütürler. Biz de seyrederiz!
Acıyla...
Edit (17.08.2011): Sabah ofise gelirken NTV Radyo'daki haber aynen şöyleydi: "Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, ABD'nin AAA olan notunu indirmedi" . Artık ABD'nin notunun inmemiş olması haber oluyorsa, bu iş bitmiştir. Hani derler ya, köpeğin adamı ısıması ha-ber değildir ama adamın köpeği ısırması haberdir diye. demek ki artık ABD'nin notunun indirilmemesi haber oluyor. Hayırlı olsun!
ECB İtalyan ve İspanyol tahvillerini alacakmış!
O haberleri okurken, aklıma aşağıdaki fotoğraflar geldi.
İlk soru şu: ECB hangi kurtarıcı? Kırmızı Mercedes mi, yeşil Volvo mu?
Kaldı ki sonraki karede mavi Volvo'nun durumunu da bilmiyoruz!
30 Haziran 2011 Perşembe
Soros: "Bir ülke eurodan çıkabilir"
Geçen gün (sanırım 25 Haziran 2011'de Viyana'da) Soros, bizim medyaya da yansıyan demecinde, bir ülke euro bölgsinden çıkabilir demiş. Herkesin Yunanistan ile yatıp kalktığı şu günerde, kimi kastetmiş olabilir acaba?
Haber Reuters'de geçmiş. Yahoo da "Probably inevitable" a country will exit euro: Soros" başlııyla haber yapmış.
Soros özetle, Avrupa'da pansuman tedbirlerle günün kurtarılmaya çalışılmasının yanlışlığına, bu şekilde kurtarma çabalarının çuvallaması halinde (ÖzTürkçesi: bu şekilde kurtarılamaz, kesin çuvallayacak demek istiyor!) o zaman ne yapılacağının da düşünülmesi gerektiğini söylemiş. Doğru söze ne denir?
Daha önce Çin'de uygulanmış, halen de Küba'da uygulandığını bildiğimiz "çift-para" yöntemi Yunanistan için çözüm olabilir (Kuzey Kore'de de var mıydı?). Küba'da yerli halk ile turistlerin farklı para kullanmaları ve farklı fiyatlara tabi olmaları kapitalist camiada tebessüm konusu olmuştur ama Yunanistan için mevcut durumda bu tür bir yöntem fena bir B Planı olmayabilir.
O konuda daha sonra daha ayrıntılı yazarım (inşallah!) Ama şu kadarını belirtebilirim ki, o sistem Tek Para projesine aykırı değildir. Ülke içinde alışveişlerde farklı para, uluslararası ticarette tek para Yunanistan için şimdilik Euro), TDP önerisinin ilkeleri ile uyumludur.
Bir de aklıma ülkemizde 10 Haziran 1996'da "batan" (bu tarihi çok iyi hatırlarım, "cenaze levazımatçılarından" biri olarak!) dönemin en büyük aracı kurumlarından birinin yöneticisinin, bu yıl başında yayımlanan bir kitapta yer alan anı-röportajında söylediği cümleler aklıma geldi. Soru yanlış hatırlamıyorsam, "Krizde ne yaptınız?" şeklindeydi ve batan o büyük aracı kurumun yöneticinin cevabı mealen, "Keşke, faizler yükselip de durum kötüye gitmeye başlayınca hiç direnmeden dükkanı hemen kapatsaydık da zarar büyümeseydi" şeklindeydi (A.G. Yıldırım ve N. E Demirbilek, Borsada Önden Koşanlar, Scala Yayınclık, 2011, s. 68-69).
O yıllarda tecrübesiz olduklarını itiraf edecek kadar olgun bu Türk yöneticinin tecrübelerini acaba bugün Avrupalı hatta Amerikalı yöneticilere nasıl atlatmalı?
17 Haziran 2011 Cuma
Bazı ülkelerin kişi başına borç miktarları
Yunanistan 330 milyar euro adam basi 29,200 euro
İrlanda 107 milyar euro borc adam basi 15,735 euro
Amerika 14692 milyar dolar adam basi 47,200 dolar (bugünkü kurla yaklaşık 33,000 euro)
İngiltere 1037 milyar pound adam basi 16700 pound (bugünkü kurla yaklaşık 19,000 euro)
Fransa 1649 milyar euro adam basi 22,500 euro
İspanya 598 milyar euro adam basi 13,000 euro
İtalya 1877 milyar euro adam basi 31,000 euro
Türkiye 270 milyar dolar (31 Aralik) adam basi 3,600 dolar (yaklaşık 2500 euro).
Tablodaki rakamlara bakınca, artık iflası kaçınılmaz gözüyle Yunanistan'dan daha kötü durumda olan bazı ülkeler varken onla riçin aynı şeyinm düşünülmemesi kakafonik görünmüyor mu?
Lütfen, "ama onun parası rezerv para birimi" demeyin. Zira, o zaman ben de "böyle bir ekonominin itibari milli parası rezerv para birimi olur mu? Geçmişte olmuşsa da bu manzarada aynı statüyü devam ettirebilir mi?" diye sorarım.
10 Haziran 2011 Cuma
Sahte 1 TL basan kalpazan haberi
Sevindim; demek ki 1 TL, sahtesi yapılmaya değecek kadar değerli bir para diye düşündüm.
Üzüldüm; demek ki madeni 1 TL üzerinde bile, sahtesini basmayı karlı kılacak kadar yüksek senyoraj geliri var!
Oysa bilindiği üzere, artık ABD madeni paralarının sahtesinin yapılacağından endişelenmek yersiz. Zira mevcut piyasa fiyatlarıyla bakıldığında içeriğindeki madenlerin eritme maliyeti daha yüksek olduğu için, artık kimse ABD madeni paralarının sahtesini basarak para kazanamaz! (bırakın sahtesini, bugün orijinalini basan da zarar ediyor zaten!) O nedenle kalpazanların ABD madeni parası basmasından endişelenmeye gerek yok ama ABD hükümetinin madeni paraların dizaynını değiştiriyoruz ayağına bozuk paralarının metal içeriğini ucuzlatma çabalarını bekleyebiliriz yakında.
Daha önce de vermiştim ama bi kere daha hatırlatayım şu siteyi, ABD madeni paralarının günlük piyasa fiyatını görmek isteyenler için:
http://www.coinflation.com/
Mesela bugün itibariyle ABD 5 cent'ini eriten biri, 6,3 cent değerinde nickel madeni elde edebilir!
Keza, 1982 öncesi basılmış bir ABD 1 cent'ini bugün eriten biri, 2,7 cent değerinde bakır madeni elde eder. Yani yaklaşık %270 kazanç!
Sizce ABD hazinesi daha ne kadar süre bu "Nasreddin Hoca ticareti"ne devam eder?
Cevap veriyorum: Diğer daha büyük meselelerden başını kaldırana kadar! Ya da tersinden bakarsak, bu kadar bariz bir irrasyonal durum devam edebildiğine göre, demek diğer sorunlar o kadar büyük ki, buna sıra gelmiyor, ya da "ürkütmeyelim vakvakları" diye düşünülüyor.
Ama yakında görürüz, ABD madeni para birimlerinin metal içerik revizyonunu.


